<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F&amp;blogLocale=tr_TR&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
immortal Beloved
Bir zamanlar diye başlanan hikayelere çarpıyorum, soğuk ve umursamaz anıların ördüğü penceresiz ve renksiz duvarlara hapsoluyorum.. Yine çok yorgunum, sabah değil de günün son saatleri gibi sanki, dilimde sonu yazılmamış hikayemizin mürekkep tadı var.. Ağır ve acı..

Deneyip deneyip vazgeçtiğim, yaşananları yaşamamış gibi davrandığım bir gün daha, ne yapacağımı bilmeden yalınayak dolaşıyorum.. Bir şeylerin etrafımda döndüğünü sanıyorum, umut bağlıyorum, tutmaya çalışıyorum, yeni bir şeyler yapmak kendime yeni anlamalar katmak istiyorum..

PS: Yüzümün her düştüğü aynaya ifade veriyor gözlerim, gözlem altında kelimelerim sökülüp alınıyor dilimden..

Sessizlikteyim..
 
posted by Gökçe at 8:29 AM | Permalink | 3 comments
Huzurlu Yalanlar..
Çarpıntı, kül yalanı, su ışığı, keman tozu, diken ucu, aşk karakolu, bulut fedaisi, kumkuma böceği, peygamber tükürüğü, akşam eli, gece kolu, sabah dudağı, kumun sesi, sahra, içimde dönen sonsuz tane, eli kesik bi çocuk, katline namzet bi mücrim, feryat, sanıldığı kadar olmayan bir nakkaş, ağaçların arasına girmeye çalışan yağmursuz bir bulut, sırılsıklam yaşam..

PS: Hayallerime mühür basan adamın aldığı her nefesle bir adım daha uzaklaşıyorum yarından, küçük dün kırıntılarıyla besliyorum yine kendimi..
 
posted by Gökçe at 2:49 PM | Permalink | 4 comments
DüşEs
Ben yazdım bu hikayeyi.. Kurşun kalemle yazdım.. Biteceğini bile bile..

Harflerin gölgesinde dolaşırken yolumu kaybedip alfabe köyünde yeni bir hayat kurmak istiyorum..
Yeni kelimelerden yeni cümlelerden uzak sesli sessiz harflerle aynı masada rakı içebileceğim bir hayat isityorum..
Şarkılar söylerken sesli, sessiz harflerle derin derin düşünmek istiyorum..
Numaralardan uzak, eksilmeden, bölmeden, çarpmadan, toplamadan uzak tek başıma kaybolmak istiyorum..
Kimsenin tanımaması için keşke belki kelimelerinden uzak iyiki ile başlayan her cümle de bulunmak istiyorum..
Aşk yazılınca ilk harfine adımın baş harfi konsun istiyorum.. Gerekirse A'nın pek kullanmadığı şapkayı kafama takıp kimseye görünmeden Onun için de saklanmak istiyorum..
Bütün işaretlerden uzak özellikle de soru işaretine inat yeni bir abece istiyorum..
Evet istiyorum..


PS: Kaybolursam belki başka bir yerde yeniden doğarım..
 
posted by Gökçe at 11:45 AM | Permalink | 1 comments
Kısır Zaman
Masmavi deniz'de inatla dalgalara direnen bir balıkçı teknesiyim.. Tepemde uçuşan martı kümesi bildiğim dilden şarkılar fısıldanırlar bu sonsuzluk nehrinde.. Küçük küçük tepelerden oluşan adalar beliriyor yanıltımı yanıltıyorlar.. Takâtim yok ki diyorum ulaşamayacağım bir sevgiliyi var etmeye..

PS: Biz, kaybettik bıraktık sellere ıssızlıktanda öteye Aşk'ta kazanmadı.. Tanrılar ve Tanrıçalar masallardaymış, insanlar sunileştirilmiş....
 
posted by Gökçe at 10:02 AM | Permalink | 2 comments
Biz küçüktük, sözler büyük..
Kızıl küçük kadın, gözlerinde sonsuz hüzün, gözler(im)de sonlu yaşam.. Gözlerimde hüzün, ellerimde bir dostlukla kapıyı aralayıp baktım buz gibi esen yelin içinden geleceğe..

Arnavut kaldırımlarda yürüdüm düşümde eskimiş şehrimin, yüksek topuklu güler yüzlü esmer kadınlar eteklerini dalgalandırarak geçtiler etrafımdan, gülümsediler.. Yaşlı bir kadın vardı köşede, tek o ağlıyordu.. Ürperdim, kadına baktım, gözlerinde kendi ölümümü gördüm..

(Drink the wine, the red sweet taste of mine.. “..come cover me with you..”)

PS: Zaten hayatta yaşanan ne var ki.. Aşktan başka.. Aşk ile..
 
posted by Gökçe at 9:19 AM | Permalink | 0 comments
YansıMasaL
Balıkların aşkı hüzünlüdür, çünkü onlar sevgilileriyle el ele tutuşamazlar.. Belki de o uzun kollarıyla en güzel sevişmeleri ahtapotlar yaşar.. Mesela gerçek denizciler de kara görünce sevinmezler, çünkü onlar deniz insanıdırlar.. Kara onlar için siyahtır, ölümdür, ölümlüdür..

Bir son için başlangıç gerekiyordu.. Cinayet süsü verilmiş intihardı kalbin durması.. Rüzgarın etkisiyle kontrolden çıkan yangındı bakışlar.. Yüzlere bakmadan konuşmalar.. Bulamazsın dedi içi.. Tükendi.. Avuçlardaki susuzluk sardı dudakları.. Önce, sonra.. Dilleri kurudu kelimelerin.. Son damlaya kadar tüketilmişti hayat.. Adil değil dedi içi.. Yanıldı.. Bitirdiler.. Bir son daha yaklaştı.. Aramadılar umudu.. Unutamadılar.. Şimdilerde renklerle yarışıyorum, hepsi yansıtıyor düşüncelerimi..

Senden önce her şey.. Büyük korkular, korkak adımlar.. Sebebi çoktu korkularımın.. Öyle ya sayısı 5'i geçmez kazandıklarımın.. Yollarım çıkmazdı, kapalıydı gönül kapılarım.. Kahretsin, ya çok geç olmuş, ya çok erken vurmuşumtum kıyılarına hayatın.. Bir elimde ümitlerim, bir elimde şişem, sırtımda ağır yük olmuş söyleyemediklerim.. Karanlık yollarda yürüyordum, gölgemden kaçmak için..
Seninle başlamış meğer hayat.. Küçücükmüş ruhum senden önce.. Aşka salıncak kurulmak istemiş, çocuk olmak istemiş; kimse dinlememiş.. Zincirleri kopmuştu bedenimin.. Sevildiğimi sanıp, yaralanmışım yüzlerce kez.. Suçlarıyla beraat etmeliydi bu anları.. Şimdi içiyorum karanlık yollarında Eskişehir'in, tükenmek üzereydi umudum ve dibine vurmuştum mutsuzluğum senden önce..


PS: Hayatımın dönüm noktasındayım çok güzel ve ilginç şeyler yaşıyorum; yıldızlarla birlikteyim ve güneşe doğru gidiyorum..
 
posted by Gökçe at 10:31 AM | Permalink | 9 comments
Oyun, düş, kurgu..
Gündüz düşleriyle her an yanımdasın, geceye borçlandığım saatler boyunca aklımda, düşümde, elimde avucumda.. Ne varsa, ne kadar olursa.. Çabaladım sana, bi gör, duy, hislen diye.. Gündüz saatleri gözlerine perdeler, aklının kulisinden sana fısıldadığım cümleler.. Sana içinden geleni oynatacak olan bi oyun..
Yine de peri masalları yazmıyor muyuz kendimize "ben hep ve sadece bir peri masalı istedim, işte bu yüzden imkansızdır düşlerim" le biten? yine de sıkıp yüreğimizi en güzel hikayelerimizi damıtmıyor muyuz? Ne kadar gerçek benim hikayelerim? Ne kadar gerçeğe vuruyor seninkiler? Düş dünyamızdan bulaşan pembelik ve bu kız çocuğu rengine çalınan siyahlardan arınacağız! Uzaktan hep izledim sadece..

PS: ...19 - 20 - 22 - 23 haziran... (21?)
 
posted by Gökçe at 10:00 AM | Permalink | 2 comments
Bir ilk 'e Bir son'e
İçimdeki seslerden biri mağlupluğumun, diğeri ise mağlubiyetimin sesi.. Birbiriyle harpte ikisi de.. Kimi zaman yeniyorum bu savaşı, kimi zamansa yeniliyorum güçsüzlüğüme.. Masalımı yaşadığımı zannederken ben, sonu çoktan gelmiş oluyor.. Benlikten çıktığı anda ise çoktan yola koyulup gitmiş, kirlenip başkasının masalı olmaya.. İyilerin kazandığı, kötülerin kaybettiği o masallar çocuk yaşlarımızda kalmış meğer.. Büyüdükçe her şey bir varmış bir yokmuş değil, bir yokmuş hep yokmuşla başlarmış işte.. Kötülerin kaybettiğini çok eskilerde bırakmışım oysaki..
Şimdi bir masal daha yazmak gerek; eski aşkların, yeni hayatlarının olacağı..

Havayı içine çekip, dudaklarının arasından, dışarı salıvermek kadar kolaydı, birileri için "sevmek"
**
Oysa, yaşamak içindi nefes almak ve yaşarken farkına bile varmadan, önemini.. İçinde hissedebilmekti!


PS: Gidecek hiçbir yerim yoksa her yer benimdir..
 
posted by Gökçe at 12:58 PM | Permalink | 1 comments
Yetersiz Bakiye..

COMİNG SOON
 
posted by Gökçe at 10:31 AM | Permalink | 0 comments
Animated Neon
Kapı eşiğinde duruyor gölgem.. Geceden kalma şizofrenliğimi ruhuma büyük gelen soluğumda tutarken bakıyorum sana, uykunun balçığıyla sıvanmış bedenin her şeyden habersiz.. Usulca gelsem yanına yanaşır gibi, yüzümü yumsam avuçlarına, sus-pus.. Parmak izinin eşsizliğini hissetsek tenimizde ve ertesi sabah ve her sabah dilime uyansan, ben cümlelerimin kirine bulasam seni..

Nefesimin fısıltısıyla irkiliyorum, elimdeki sigaranın tek içimlik canına kast ediyorum tam o sırada, aklıma geliyor hayata geçiremediğimiz çılgınlıklar.. Sen uyuyorsun.. Gözlerim üşüyor.. Adın bir seslenmelik ama ben tekerliyorum durmadan.. Evin ne yanına baksam bir geçmişe çarpıyorumyok sayıyorum, inkar ediyorum.. Bir, iki, üç tıpım, gerisi yok, sesim bitti.. Öylece geçiyor zaman arsız, ansız sen uyuyorsun, korkup kaçsam senden ve sek sek çizgilerinden yıllar atlasam şu an..


İçimde karmaşa, derin bir kalabalık ve iniltilerimde akarken zaman dört duvar bir düş asılı tavana patlıyor çığlıklar, sana lal olmuş dilimle varmaya çalışmam, aptallık..
Dipte us..

PS: Hikayeler aldatır, acıtır ve biter..
 
posted by Gökçe at 9:14 AM | Permalink | 2 comments