<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>
U re not mine
Sevgili dediğin insanın eski sevgilisini unutmaması zaten hiçbir zaman sevgili olamaması demektir sizin iyelik ekinizi üstüne alarak.. Hala sahibinin başkası olması, ondan izler taşıması, sizinleyken dahi en önemli parçalarının başkalarında kalmış olması demektir.. E zaten size ait olmamış bir bebekle oynanan evcilik oyunları da her zaman en fazla akılda yer edenler değil midir, bu yüzdendir ki bütün bu sinirlenmeler, üzülmeler, kanamalar ve dahi unutamamalar..

İnsanı berbat durumlara sokabilecek bir olay bu.. Onu çok seviyorsunuzdur fakat onun size ait olmadığını görerek ilişkinizi yürütmeye çalışıyorsunuzdur.. Ayrı kalmak çözüm olabilir belki.. Kim bilir belki o zaman unutulmayan kişi siz olursunuz.. Hatta belki sevgili bile değilsinizdir bunun için canınız acıyordur..

PS: Geçmişin hayaletlerinin geleceği öldüreceği lanetidir..
Yanılıyor da olsanız, sonunda lanet gerçekleşir.
Ya siz öyle sandığınız için, ya da gerçekten..
 
posted by Gökçe at 7:15 PM | Permalink | 0 comments
Eywallah..
Sen daha birkaç günlük gölgeyken gözbebeklerimde, göz pınarlarımdaki kan damlası aktı içime doğru..
Ne hiç doğuramadığım güneşlerdi tenimdeki pırıltı, ne asılı kaldığım boşlukta durduğum nokta..
Turuncu bir bohçaya sarıp hatırladığım en eski tarihe yolladığım gizli parmak izimdin daha gölge iken..
Bindokuzyüzbilmemkaçın ağır aksak temposunda hiç tutulmamış bir çocuk eliydin.. Sabaha az kala güneşe dair tek izdin "yok"luğun "var"lığına inat..
Büyücünün rüyamdan çaldığı o küçük heybede, merdiven altı hikayelerimin arasına çocuk aklımla gizlediğim yakamoz ışığıydın, bulunmamasına adaklar adadığım.. Hiç duyulmamış bir haykırıştın boğazımda sen daha bir kaç günlük bir gölgeyken gözbebeklerimde..

PS: Gölge, karanlığa ait olan ama karanlık olmayandır.. Gölge, geçiş noktasındadır.. Işığın, karanlıkla kesiştiği yerdedir..
 
posted by Gökçe at 6:03 PM | Permalink | 0 comments
Trabzon'da..
Bazen hiç neden yokken ya da nedenler fazlasıyla yeterliyken ağlamak ister ama ağalayamazsın.. Etraf kalablık diye.. İnsanların seni ağlarken görmesini istemezsin.. Sen ağlarken sevdiklerinin üzülmesini istemezsin.. Kendini öyle çok sıkarsın ki sanki içinde bir şeyler paramparça olur.. Ruhundan yılların eksildiğini hissedersin.. Ve zamanı gelip ağlayabileceğin yeri bulduğunda ağlayamacak kadar yorgun olduğunu hissedersin..
PS: "Bütün limanlarımı yaktım.. Gemi-adamda tekim artık.. Geri dönüşü yok..
Yaktım bütün limanları.. Kıyılar tutuştu.. Karaya ayak bas(a)mam artık..

Sığınacak liman olmamasıdır yalnızlık..
Gemileri yakmak ne ki limanları yakmanın yanında.."
 
posted by Gökçe at 4:28 PM | Permalink | 1 comments
Rengarenk
Kendi derinliklerinizde sizin bile isimlendiremediğiniz sorunlar var ise, bunlara siz bile isim koyamazken başkalarına anlatamaycağınızda kesinse, direk maskenizi takarsınız.. Siz mutlu, insanlarda mutlu bir şekilde yaşamaya devam ederseniz.. Onlar sizi "ne güzel ya bu kız hep mutlu, neşeli" diye bilirler ve size o şekilde davranırlar.. Bu pozitif davranışlar sizde de pozitif bir etki bırakır ve zaman zaman dertlerinizi unutmanızı sağlar..

Ben kendi içimdeki dertleri sıkıntıları isimlendiremezken burda post girip bazı şeyleri anlatmaya çalışmakta ironi
olsa gerek.. Tek bi renk istiyorum..

PS: Bi ele, bi yelize ihtiyacım var.. Anneannemi özledim.. :(
 
posted by Gökçe at 4:11 PM | Permalink | 0 comments
Zor Ama Gel Yine de..
Hatayı yapan kişi insana ne kadar yakınsa, yapması o kadar zorlaşan eylem.. Sıradan bir insanın yaptıkları kısa sürede affedilebiliyor evet ama en yakın arkadaşların yaptıkları.. Veya bir şekilde en son affedilenler onlar oluyor.. Ama ne yazık ki çok sevdiğiniz bir insan sizi bir türlü bağışlayamadığında 'demek ki çok seviyormuş beni, evet evet' diyip mutlu olamıyorsunuz, zaten polyanna bile bir dostun sizi affedememesi kadar acı bir olayın güzel bir yanı olduğunu söylemeyecektir kanımca.. Evet...

PS: Sen hele bi gel de..
 
posted by Gökçe at 12:13 PM | Permalink | 0 comments
Vikvik
Ve aşk esir alır seninle tüm benliğimi..
 
posted by Gökçe at 12:21 PM | Permalink | 2 comments
?!'+&/(=/_?)...
"Seni özledim.. Kim olduğunu, ellerini, gece yanına kıvrılıp uyumanın nasıl bir şey olduğunu özledim.. Dudaklarını özledim sonra.. Sabah beni nasıl uyandıracağını özledim.. En güzel hangi yemeği yaptığını, en çok neye sinirlendiğini özledim.. Yatağın hangi tarafında yatmayı sevdiğini özledim..

Beni nasıl özleyeceğini, seni nasıl özlediğimi özledim.. Senin "kim" olmandan bıktım..

PS: Gel artık.. Buraları özledim.... "
 
posted by Gökçe at 1:14 PM | Permalink | 1 comments
02.04.2008
Gece kuşları kan çığlıkları atarken, ben her saat başı ruhumdan parçalar koparıyordum..
Bedenime bıçaklar saplanıyordu, ben hissetmiyordum..
Beyaz siyaha dönüyordu her vuruşta, ben görmüyordum..
Ellerim kanıyordu, ben bilmiyordum..
Bir yerlerde mevsim güze dönüyordu, ben istemiyordum..
Yağmurlar yağıyordu, ben ıslanmıyordum..
Bacaklarım vardı, ben koşmuyordum..
Bu sabah dün oluyordu, ben gözümü açmıyordum..
Bitti diyorlardı, ben bileklerimi kesiyordum..

PS: Özledim seni ya ne çare..
 
posted by Gökçe at 12:51 PM | Permalink | 1 comments
Bitkisel hayattayım..
Hayatın küçük oyunları anlamsız, geleneksel ritüelleri gereksiz, olumlu duyguları abartılı, mutluluğu tahriş edici ve umudu samimiyetsiz.. Geriye kalan kas ve kemk yığını ile yaşıyorum..

Saatler süren ve durmak bilmeyen ağlama seansları..
Aşırı ağlama sonucu oluşan sinir krizi, titremeler, ve nefes alma zorlukları..
Etrafta dağılmış yırtık peçete parçaları ve bilimum mektup tarzı anılar..
Sağı solu arayıp "ölüyorum imdat" deme isteği, ancak yapamama..
Telefon ahizesiyle el temasının sıklaşması..
Geçirilen onca zamana lanet etme..
winampta çalan şarkılarda gözle görülür oranda bir değişiklik..

Hayır niyedir ki ailesi tarafından bile hak ettiği şekilde davranılan insana günlerce ağlamak zırlamak, parayla büyütülmüş birine sevgiyi öğretemediğime üzülmek, beni aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışan birinin peşinden kendime işkenceler çektirmek.. Koskocaman bir boşunalık dönemi bu aslında..
Kısa süreni makbuldur orası tamam.. Ama hiç böyle bir sendroma girilmemesi tavsiye edilir tarafımca.. Sonra kaçırdığınız filmlere, kaçırdığınız "an"lara, kaçırdığınız "insan"lara yanarsınız bir kendini bilmez, dengesiz uğruna tıpkı ben gibi..
Deliliğini yok etmek için sizi delirtmeye çalışan birine boyun eğmek bu süreyi uzatmak.. Bahar da gelmişken çıksalın moduna girmek gerekmektedir, dostlara selam etmek gerekmektedir..


PS: Yakındır ama gün ışığım..
 
posted by Gökçe at 2:58 PM | Permalink | 2 comments
Ruhsuzum şu sıralar..
Dün akşam itibariyle bedenim yeniden hayat diyebilmiş olsada ruhsuzum şu sıralar..
Hepimizin birer piyon olduğu hayat adı verilen olguda yerimiz nedir, kimiz biz?
Sürekli kendi kendimize sorar dururuz. Evrende kendi yerini bulup, bir hamam böceği, bir sürüngen, bir kuş yada bir ağaçdan farkımız olmadığını kavramak kabullenmesi oldukça zor bir durum. Bizim hayat dediğimiz, kendi yarattığımız uğraşlarımız, isşerimiz, ailemiz, önem verip, yücelttiklerimiz; tanrıdan korkmak, para kazanıp, harcamak, aile kurmak, giyinmek, yemek yemek, spor yapmak, misafirliğe gitmek, insanlarla iletişim kurmaya çalışmak vs. vs. korkularımız, isteklerimiz, arzularımız, dileklerimiz.. Yarattıklarımızın kölesi olarak yaşamaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz. Hayvandan farkımız, bize ilkokulda öğretildiği gibi sadece düşünmek. Bize verilmiş en büyük ceza düşünmek.. Başımıza ne geldiyse düşünmek yüzünden geliyor. Evrendeki sıradan yaratıklarız. Kendi yarattığının kölesi olan yaratıklar. Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya atılır unuttuğumuz tek şey bu..

PS: Dedim ya ruhsuzum..
 
posted by Gökçe at 1:31 PM | Permalink | 3 comments