<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Dövünmeye alışkınım
Kesinlikle özel olması gerekir dövmenin benim için, çünkü yaptırdıktan sonra iki gün içinde keşkelerim başlar.
Kime ve nasıl bir ortamda yaptırdığınız çok önemlidir. Benim daha önceden deneyimim var, ortam hijyenik değilse bişi yoluna sapıp alerji olabilirsiniz.. Bağımlılık yaptığıda aşikar, 1.nin arkasından 2. geliyor. Ayrıca aile içinde salgın da yaratabilir. kuzenler arası bir muhabbetten aktarıyorum:

kuz: aaa? Gökçe dövme mi yaptırdın?
ben: evet...
kuz: güzel olmuş kız, kime yaptırdın bunu?
ben: hedö hödöye... abim de yaptırdı aynısından, ama onun renkleri farklı...
kuz: ben de istiyom! ben de istiyom!
ben: al bak burada kartı var hedö hödö'nün...birkaç hafta sonra
kuz: Gökçe kız ben dövme yaptırcam, benle gelir misin?
ben: tabii...

Bir kuzen daha geldi bizimle... ve 1-2 hafta sonra da o başladı "dövme istiyomlara!"şu an 4 kuzende 2-2-2-1 olmak üzere toplam 7 dövme var, 8. yolda...
 
posted by Gökçe at 9:10 AM | Permalink | 24 comments
Farklı olmak için, farklılaşmak
Son günlerde hayatımda hep değişiklik yapmaya çalışıyorum.. Farklılık olsun diye değilde, ihtiyacım olduğunu düşündüğümden.. Saçlarımı çok kırmızı yaptım geçen gün.. Yatağımın yerini değiştim.. Mektuplar yazdım sana, göndermicek olsamda.. Ve nedenler düşündüm, yaptıkların için..
En sonunda fark ettimki başkaları için değişmek, zaten bi değişimdi.. Ve farklı maskeler takıp dolanmaksa sadece bi araç.. Şimdilik hepsinden vazgeçiyorum..

Umarım sende durulursun tez zamanda gönlüm.. Yeni bir yıkılışta tekar kalkamam gibi geliyor..
 
posted by Gökçe at 9:57 AM | Permalink | 13 comments
Aldatılmak..

Canımı yakan en büyük şeyde o kadar zaman boyunca aldatıldığımı fark edememem. Aslında karşımdaki insan suçlu değil. Kendi gerçeğimi onunla yaşayan ben, en büyük ihaneti kendime yaptım en başından beri. Sevgililer aldatmaz, ben onu sevgili yaparak kendimi aldattım çok zaman önce...

Aynı oyun, farklı oyuncularla ikinci kez gösterimde... İlki pek bi dağlamıştı içimi, uğruna dört yılımı harcadığım biri tarafından aldatıldığımı öğrendiğimde... Bu sefer bir ay bile dolmadan bitirelim oyunu..

Birincisinde sen beni aldatırsın.. İkincisine izin verirsem şayet kendimi aldatırım.. Üçüncüsünde aldatıcak birini zaten bulamazsın..

 
posted by Gökçe at 3:42 PM | Permalink | 16 comments
Birileri beni özlemiş olsun, buna ihtiyacım var...
Giderken hiç bir sorun çıkarmamış, efendi efendi bavula dizilmiş kıyafetlerin bile isyan ettiği, çantalara sığmadığı durumdayım...
Tatilin verdiği huzurlu yorgunluğun yanında, dağınık bir bavul, mola yerinden alınmış zerzevat, bolu varan'dan örgü peynir, berceste'den cevizli sucuk veya cezerye, afyon ikbal'den sucuk, kaymak veya lokum... Sözkonusu muhteviyat bir de hep ayrık torbalar için de gelir ya, bitmişlik daha belli olur...
Eve giriş anı bir gariptir. Terkedilmişlik hissini yaşayan bir çatının altına girdim sanki. Eşyalar bırakıldığı gibi, ama içerisi biraz havasız. Hafiften nemli sanki ortalık, küflenme başlangıcı hissediyorum inceden.
Bünye tatilin sonuyla biraz burulmuş olsa da, evin tanıdık aurasını yeniden solumak rahatlatıcı. Alışkın olunan sesler yok. Her taraf sessiz. Ne ocakta su kaynar, ne televizyon bağırır, ne makina çalışır. Elde kolda çantalar, torbalar daldım içeriye. "lönkt" diye yere bıraktım tatil muhteviyatını. Sessizlik devam ediyor. İşte tam o anda 2-3 saniye kıpırdanamadım, sessizliği dinledim. Gözlerimi kapattım.
Bilgisayar başında geçen saatlerin, uykusuzuz gecelerin ve bekleyen faturaları toprağa gömüp üstünde güneşlendiğim o güzide 20 günü düşündüm. Güneşin, tuzun, muhabbetin, şemsiyeli içkilerin, çilingir sofralarının, yeşil çayırların, sahilde oynanan futbol topunun bıraktığı izleri sindirmeye çalıştım ve gözlerimi tekrar açtım.
Rüya bitti, gerçek dünyaya hoş geldim...

Ozi yine gel olur mu.. Hatta hiç gitmesen..
 
posted by Gökçe at 2:31 PM | Permalink | 7 comments
Belirsiz bir süre için..

Uluslar arası ilişkilerimizi genişletmeye gidiyorum.. Umarım dönerim.
 
posted by Gökçe at 7:51 AM | Permalink | 9 comments
"doom günüm"
Bir başlangıç günü. Sevgili abimle aramızda yıllar önce şöyle bir diyalog geçmesine neden olan özel gün: (Gecenin on ikisi olmuş ve kardeşiniz hala arayıp kutlamamıştır doğum gününüzü..)

ben: Naber ya.. Biz de arkadaşlarla kutlama yapıyoruz...
abi: Bugün iş yerinde şöyle oldu böyle oldu... Şu şöyle yaptı bla bla...
ben: Hadi ya...İyi bakalım biz de daha kutlamaya devam edeceğiz... Annemler de aradı...
abi: A dur ya ben de ararım onları şimdi... Ne kutlaması be? Evde misin?
ben: Yok kutlama işte..Yapıyoruz biz.. De dışarıdayız...
abi: İyi eve gidince ararım ben seni o zaman hadi size iyi eğlenceler..
ben: Tamam... Bye... Aaa bu arada pek önemli değil de benim doğum günümü kutluyorduk işte biz de... Haydi görüşürüüüüüüz....
abi: Olamaaaaaaaazzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz.... Ben bir pisliğim.
(İşte bir aile dramı. Yoğun iş temposuydu, şuydu buydu derken böyle parçalanıyor insanlık..)Lakin hikayede geçen abi bir daha asla aynı şeyi yapmamış feci affettirmiştir kendini.
Eskiden önem vermezdim doğum günlerime..."Ne farkı var ki öbür günlerden" derdim... Yine de beklentilerimin, sıkıntılarımın seviyesi değişse de içeriği gizliden gizliye hep aynı kalırdı. Yine "umrumda değil" hediyelerini beklerdim ya da bir iki güzel söz duymak... Şimdi ise çok mutluyum ki seviyorum "doom"günlerimi... Beni seven ve sevdiğim insanların bir araya toplayıp eğlendiğini görmek eskiden hiç düşünmediğim kadar iyi geliyor bünyeme. Gelenler, gelemeyenler, arayanlar, sadece düşünmüş olanlar bile sağolsun. Ama özel teşekkürüm bu akşam bahçede toplanmış olan otuz dört kişiye... İyi ki varsınız...
Kutlayamayanlar için söylüyorum doğum günüm 9 ağustos :))
PS: Aslan burcuyumdur.. :P
 
posted by Gökçe at 7:39 AM | Permalink | 3 comments
Ben acılar çocuğuyum..
Geçenkini saymazsak yıllar oldu gözleme yemiyeli :))
insanın karşısında durup öyle melül melül "ye beniii" dercesine bakmasına asla dayanılamayacağını düşündüğüm, en ağır diyet zamanlarında bile..

- hayır ya bunu yapamam iki gün daha sebze yemeği yemeliyim,
- aman ya n'olcak üff bi gözlemelik ara verelim şuraya sonra hiçbişey olmamış gibi sebze yeriz ala ala,
- ya bi dakika olur mu ki öyle ya amaan kafam karıştı ne de güzel kokuyor bu böyle
- ye tabi ya hem sen kilolu değilsin ki iki gün fazla yedin göbek yaptın o kadar yarın akşama bişey kalmaz...
- hay anamın... yani ellerine sağlık tabi bizim tayfanın. Eee soğumasın bari...
Şeklindeki iç diyologlara sebebiyet verip beni şizofreni zincirinin en zayıf halkasına sürükleyen kutsal yemek. :))


ilk hamur açma denemem zor oldu elbette ama önemli olan katılmaktı..
Sonuçta zehirlenmedik :) Hala yaşıyoruz..

Taze tereyağı aldık pazardan :) Detaylı bir hazırlığımız yok elbette, gözleme yapmak için sac gerekirmiş.. Böyle üstüne sericen açtığın hamuru sonra yağlayıp alıyomuşsun :P Aman bende yaptım ya kırk yılın başı bişi havalara giriyom :)) Neyse bize tavada yetti :))
sonuç mu?
Göstermesem daha iyi. Zaten önce hamur yuvarlak oluyo, sonra binlercegen :))
Sırada mantı var :)
Onda da hünerlerimi sergiledikten sonra uzun süreliğine hamur işine ara verip kendimi kebapta sergilicem :))
 
posted by Gökçe at 1:56 PM | Permalink | 14 comments
Sosyal müşkülat
Hayatta, asla içinde olmak istemediğininz sosyal durumlardan bahsetmek istiyorum. Bilmem son zamanlarda başınınza geldi mi?

  • Birinin elinin sıkacaken, şu veya be sebepten elin havada kalması.
  • Sarhoş bir arkadaşla birlikteyken, resmi tanıdıklarla karşılaşıp, sarhoşu tanıştırma mecbuiyeti..
  • Sevmediğiniz hediyeyi dükkanda değiştirmeye çalışırken, hediyeyi alana yakalanma.
  • Birini davet ettiğiniz yamakte, hakikaten para almayı unuttuğunuzu görüp, beleşçi duruma düşme.
  • Ve, bir klasik olan, birini birine tanıştırırken, ikisinden birinin veya daha kötüsü, her ikisinin de, ismini unutma, ki bana olmadı değil.

Biz, şehirlerde, insanların arasında, gruplar halinde yaşayarak, hayatı kolaylaştırdığımızı zannediyoruz, palavra.

 
posted by Gökçe at 3:00 PM | Permalink | 11 comments
Kelebeğin ömrü
Zaman göreceli bir kavram.
Mesela kelebeklerin ömrü, bir gün!
Yaşlı bir kelebek, genç olana nasıl öğüt veriyordur acaba?
"Bak yavrum, ben sabahtan beri burdayım. Yani dile kolay, bir ömür! Yaşamım boyunca, bir tek şey öğrendim: Hayat çok kısa, yaşamaya bak!"
Ya da tam tersi. Yaşlı bir kaplumbağa..
"Şimdi bak, genciz o zaman. 114 yaşımın baharı! Bebek gibi bir caretta carette flörtüm var. Kız, mevsimlik, gelir giderdi, Patara'da yazlıkçıydı bunlar! Şimdi böyle yavaşladığımıza bakma, o zamanlar cıva gibiyiz. Kanım deli, yerimde duramıyorum. Kimse hızıma yetişemiyor!"
Ne var? Zaman gibi, hız da göreceli bir kavram!



Adını hatırlayamadığım biri bana kelebeklerle ilgili bi masal anlatmıştı..
Kelebek tırtılken hani kozasını örüp içine kendisini hapseder ya, kozasının içindeyken yaşıyacağı günün rüyasını görür.. Ve sıra gerçek dünyaya geldiğindeyse ömrü bir değil iki olmuştur die :)
Pamuk prensesten sonra en çok bu masalı severim.. bunu da sizinle paylamak istedim :P
 
posted by Gökçe at 1:35 PM | Permalink | 8 comments
2086'da yürürlüğe giricek :))
Beklenen vasiyetimi vermek üzere bugünde bloguma post ekliyorum. Şimdi aldıklarından memnun olmayanlar benimle irtibata geçebilir.. "Bize bişi yok mu?" diyenler istediklerini yazabilir uygun görülürse gönderilir.. :))

Ozi'me makyaj malzemelerimi.. Kendisi alıp kullanmamamdan şikayetçidir. Ben olsam diye başlayan çok cümle kurmuştur kozmiklerim hakkında.. Bu yüzden gözü kalsın istemem:)

Yeliz'e Makbuleyi bırakıom.. Bahçeye girdiği ilk andan itibaren aranızda bir çekim olduğu aşikar :))

Pek sevgili ablacığım, sana bişi bırakmıyom çünkü senin hep benden çok paran olmuştur.. Aman Gökçem ihtiyaçtan değil, özlemden diyorsan, sana da çay canavarımı bırakabilirim.


Serkuşum' a pek bi şevhetle beklediği şeboya ait elimdeki tüm poster, albüm, kayıt, fotoğraf, imza, döküman vs.. hariç ne bulursa hepsini brakıom :))

Abiciime ablamın bilim ve teknik dergilerini bırakıom yanında benim Cosmopolitan ve Maison Françaiselerimi de alabilir :))

Beyazım Piyanom sen suyu çok seviyodun değil mi? Korkma su ısırmıyo yalıyo hehe :P ya da suya mı seni bıraksam? O sana, senin ona bakacağından iyi bakar :D

Serra sana Elif'i.. Elif sanada akıl fikir bide iyi bir kısmet bırakıyom :)) Ama bilki ahirette iki elim yakanda olacak, nasıl o odayı abine bıraktın ya :'(( Bizim orda ne gece dedikodularımız olucaktı.. şimdi sahip olduğun 0.5 m2 lik odada üst üste yatarız artık :((

Pek sevgili bişiim Mustafa.. sanada şuan kullandığım msn adresimi bırakıyom. O msnin kıymetini bil onlarca fake mail düştü gelen mailler kutusuna ama hiç hacklenmedi sayemde :))

Amanın bırakacak ne çok şeyim varmış.. Neyse artık bir gün ölürsem mal paylaşımını bu şekilde yapar kalanını çocuk esirgeme kurumuna bırakırsınız..

Vasiyetimi yazmamdaki en büyük etken bu sıcak havanın vermiş olduğu rehavetle birlikte yeni almış olduğumuz koltuk takımının üstündeki şiddetli soğuk havayı üfleyen klimayı icat eden pez.venk amcadır. Onada bol haneli elektrik faturasını bırakmayı kendime bir borç bilirim..
 
posted by Gökçe at 7:55 AM | Permalink | 6 comments