<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Savaşma seviş benle :)
Şu resmi gören hangi şahış bunu bir yuvarlanma vakası olarak düşünebilir? Ben cevap veririm sizin yerinize.. Elbette "hiç kimsee" :) Resim çekilirken olay yerinde olduğumdan biliyorum..
Bu iki şahış gayet masumhane bir şekilde dans ediyordu.. Daha sonra uzaktan gelen hain düşünceli bir arkadaş bu muhteşem ikilinin başarısını kıskanıp, birini diğerinin üzerine iter ve ortaya bu şekil çıkar.. :))
Aslında resimden bu sonuç asla çıkmaz ve bir kez daha anlıyoruz ki görünen köy kılavuz istermiş..
 
posted by Gökçe at 6:04 PM | Permalink | 24 comments
Mutluyum çünkü..
Hayatım boyunca yapmayı başaramadığım ama hayatımın sadece bir gününde bölye bir karaktere sahip olup yapmak istediğim eylemlerden biri umursamamak olayları, ne kadar güzel olurdu kimbilir insanın kafası eminimki çok rahat oluyordur. Bazı insanları ve davranışlarının umursanmayışı, özelliklede o insanlarda karşındakini umursamaz yapıda 'kütük' bir insansa..

İşte bugün hiçbirşeyi umursamamaya çalıştım ve ben olmasaydım diye başladım güne.. Bir saat sonra ders başlıyor düşüncesi olmadan yan gelip yattım.. :)) Şimdi moralim her zamankinden daha iyi, mutluyum çünkü hala dostlarım var, uzaktada olsa sevdiğim bir kalp var ve her zaman için bana ihtiyaç duyan kızım var..

PS: Bu günü her yıl kutlamak üzere izninizle, Su ve kendime adıyorum. :))

 
posted by Gökçe at 5:10 PM | Permalink | 12 comments
Neden diye sormadan..
Dünyadaki bütün küçük kasabalarda gitar çalmak istiyorum herkesten habersiz. Kimsenin bilmediği şarkıları söylemek istiyorum dünyanın öbür ucunda. Yanıma en iyi dostum suyuda alarak ve bir kaldığım şehirde bir daha kalmayarak hayat boyu biriktirdiğim hüzünleri dünyaya yaymak istiyorum... Herşeyi bırakıp çekip gitmek istiyorum, bir gün seni de bir kır kahvesinde bırakabilme ümidiyle...
Keşke böyle bitmeseydik ve keşke böyle gitmeseydin...
 
posted by Gökçe at 7:00 AM | Permalink | 12 comments
Yaklaşmayın, temizlerim!
Bir sabah uyanılır ve masaların, sandalyelerin üzerlerindeki boş kutular, şişeler, bardaklar, yerlerdeki tabak çanak kırıkları ve dökülmüş kültablalarından artık ne yürünecek ne de oturulacak boşluğun kaldığının farkına varılır..
Mutfakta konutlanmış canlıları rahatsız etmemek için oraya zaten uzun süredir girmeye çalışılmamıştır.. Sinekleri böcekleri yiyo diye mutlu mesut barınmalarına izin verilen böcekler tüm köşeleri örüm örüm örmüşlerdir.. Kirli çamaşırları koymak için bir çamaşırlık daha satın alma düşüncesi parlak bir fikir gibi gelmektedir..
Ve evde yaşayanlardan biri olan bir köpekgil artık heryeri kendi tuvaleti benimsemekte, dışardaki hemcinslerini sürekli eve sokmakta, masaların üzerinden bir şeyler atmaya korktuğundan artık çözümü dolapda aramaktadır.. Ve evet, artık tüm nedenler biraya gelip voltranı oluşturmuşlardır..
Zaman temizlik zamanıdır..
 
posted by Gökçe at 8:23 AM | Permalink | 16 comments
Teyze oldum heyoo..
Arka balkonumuzun en nadide bitkisinin saksısında gayri meşru bir yumungu var.. Bir iki hafta önce başka bir yumunguya daha ev sahipliği yapmıştı o saksı ancak kendini bilmez anne kuş güzelim yumunguyu gözünü kırmadan saksıdan attı.. :(
Biz teyze, dayı, hala, amca olduk diye sevindirik çığlıklar atarken, tee Anamur'dan gelmiş fıstıkçıklarımızda kuşun aşırı gübrelemesinden dolayı kurudu..

Farkındayım yaptığımız biraz röntgencilik gibi ama ben mi dedim ona "gel bizim balkona yumungula" diye? Onu izlemek çok zevkli oluyor.. :D

PS: merak edenler için söylüyorum hala çiçek geliyor..
 
posted by Gökçe at 3:21 PM | Permalink | 12 comments
1,2,3,4,...,100 saklanmayan soba :)
Küçüklüğümden beri bir kere olsun saklambaç oynamışlığım, bir yere saklanıp da bulunamamışlığım yoktur. Oyunun kendisi bug'lıdır bir kere, kolayca çökecek bir sisteme sahiptir. Ebe olan kişinin bütün gün gözünü yumduğu yerde dikilerek durup kitap okuması ve oyunu kitlemesi olasılığı bir yana, oyuncuların da gözden kaybolması mümkündür.
Ben tüm bunları göze alarak; Ozan'a dün akşam üstü yalvardım "yarım saat oynayalım ne oluuur?" diye ama beyimiz pek bi nazlı çıktı oynatmadı hı.ar.. :(

Ben: Ozan biliyon mu ben hiç saklambaç oynamadım :(
Ozan: Kesme ya az mı oynardık küçükken?
Ben: Ben hatırlamıyom demek oynamadım ehuhehhe, hadi oynayalım..
Ozan: Yürü git ya iki kişi saklambaç mı oynicaz..
Ben: Noolmuş hem ödülde koyalım akşamki bulaşık :D evet evet kazanan akşamki bulaşığı yıkasın :)
Ozan: Canım Yelizler gelsin akşama oynarız..
Ben: Oley oley, yuppi, heyo yaşasın, ola laa..

Yelizler gelir, akşam olur.. Ama, saklambaç oynama umuduyla yaşayan Gökçecik; bir kez daha "hayııır" cevabını alır.. :( Bir de saklambaç için türkü bile çığırırdık, "saklambaç oynayan elime mum diksin, kale kapanıyor elini çeken oy-na-mı-yor, es" diye bunlarda fasa fiso kanmayın arkadaşlar bu tür entirikalara..

PS: Saklambaç oynamasını bilen eleman aranıyor başvurular bu postun commentinde açık olarak gerçekleştirilecektir..
 
posted by Gökçe at 2:04 PM | Permalink | 27 comments
Arı vız vız vız..
Fesat arıların iki yakın! arkadaşı çekememesi bu. Tam sevdicek* saçımı okşamak için hamle yapıyor, e güzel, oh ne ala... Ama saçıma dokunmasıyla bağırması bir oluyor. Ben tam saçımda bit mi var diye düşünürken arının teki yere düşüyor, anlayamıyorum arının kafamı sokmadığına mı seviniyim yoksa sevdiceğimin elini yeni botox yaptırmış ceylana çevirdiğime mi üzüleyim bilemiyorum.

Pis vız vız öleceksen git ecelinle denize nazır tahta evinin bahçesinde torunlarının arasında öl. Anladık kraliçe arı son iki aydır bi tabur işçiye .... ........ ....... ...., sana uyumaya geliyo, ama niye şiddet?

Bir de böyle bir hayvana şarkılar besteleyip, çizgi filmler çekip, kokulu silgiler üretiyoruz. Çocukken çiçek miçek, börtü böcek diye kandırılmışız meğer..

*PS: Sevdicek çok yakın ve eski bir arkdadaş.. Arıların mevsimi geçmedi mi?
 
posted by Gökçe at 5:11 PM | Permalink | 20 comments
Pek sevgisiz hayranım!
10 Eylül Pazar ve bu üçüncü çiçeğim. İlk iki gün benimde hoşuma gitti ama işin cılkı çıkıyo sanırım.. Hayır anlamıyorum nereye kadar devam eder bu böyle.. Sanırım kahramanımız öğrenci değil hergün eve buket buket çiçek yolladığına göre..

Madem eve bişiler yollamak hoşuna gidiyor çiçek yerine çikolata göndersene! Ayrıca burası bir aile evi öyle zırt bırt her gün çiçek yollanmaz, madem güzel kızımızda gözün var (bu kız ben oluyorum) gel oturalım, konuşalım, herşeyi usulünce gerçekleştirelim sonrada al kızı tepe tepe kullan.. (yok bu cümle böyle bitmesin) Kız seni alsın tepe tepe kulansın..

Dönüp dolaşıp sulinin lafına geliyorum..
 
posted by Gökçe at 2:54 PM | Permalink | 12 comments
çikolatalar da yoldadır heralde..
Bu sabah birisi eve çiçek göndermiş..
Evde ben yoktum ki "kim göndermiş? neden göndermiş?" diyerek çiçeği getiren insan evladını sıkıştırayım.. Eskisi kadar çapkın bir kişilik değilim bu yüzden hayranlarım göndermişte diyemiyorum.. Şüpheli listemi henüz çikarmadım, aslında listeye yazıcak isimde yok.. :))
Eğer çiçek Yeliz'e gelmişse demicem çünkü Yeliz'in erkek arkadaşı var ve herif yani benim pek sevdiğim Murat arkadaşım küçük bir kıro olduğundan çiçek gönderebilecek bir canlı değil..
PS: Murat göndermişse çok gülerim.. :))
Ozan'a gelir mi diye sormak lazım.. Dün Sulin ile Ozan'ın konuştuklarına ve Ozan'ın bana anlattığı kısıma bakılırsa Sulin kızımız Ozan'ı bana karşı ayaklandırmaya çalışmış.. Hazır aklıma gelmişken Sulin bu postu okumadan ağzını aramak iyi olurda, kız teee oralardan buralara nası çiçek yollasın..
Suyada gelemiyeceğine göre çiçekleri sahiplenip odama koymak istiyorum :D Yoksa salona mı koysam gelen gidene gösteririm; bu yaşımda bile hayranlarım var die.. :P


 
posted by Gökçe at 10:43 AM | Permalink | 14 comments
Alsak alsak bedavaya, ne alsak bedavaya..
Hiç rahat bir ayakabı değil fazla düztaban üstelik gayet de dandik sayılırlar hemen dağılıyorlar özellikle de bez olanları diye kendimi avutucak değilim çünkü ben bir converse bağımlısıyım. Gel gelelim cips hatta çekirdek gibi bir illet bir kere başlandı mı kanına giriyor insanın. Bünye o burnundaki beyaz kısmı ısırmak istiyor, bir süre sonra sanki pantolonun altına hiçbir ayakkabı bunlar kadar yakışmıyor diyor. Fashion statement olduğunu bilmek, herkesin ayağında görmek iç kemirtiyor, "ne illet ne bela bir şeymişsin sen" dedirtiyor ama hala boot cut olsun, ütülü olsun, dar veya ispanyol paça olsun her pantolonda da converse diyor bir zaman sonra insan..

Bugün yine bir tane alayım diyorum..
Bu seferki bahanem ne olsa??

( Albenim bitti bunalımdayım :D )
 
posted by Gökçe at 9:00 AM | Permalink | 13 comments
Charlie'nin sahte raki fabrikasi
Günümüz gençliği genelde ergenlikleri esnasında rakı ile çok kötü anılar yaşadıkları için büyüdükleri zaman bu içecekten uzak dururlar, yakın duranları da küçümseyip rakının ne kadar pis bir içki olduğunu anlatmaya calışırlar. Oysa en yakın arkadaşınızı karşınıza alıp, mevsimin en taze balığını usülünce pişirip, haydarı, patlican ezmeyi, beyaz peyniri ve kavunu da önünüze kattıktan sonra, saatlerce sürecek olan bir muhabbettir rakı muhabbeti. Hele bir de şöyle güzel fasıl yapan bir grup size eşlik ediyorsa... Aah be rakı şişesinde balık olmak varmış.

Babamdan öğrendiğim kadarıyla rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. "Hade bakalım hoşgeldiniz" vs falan die.. Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır. Nedeni ise rakı tadı damağımıza, bardağın rengi gözümüze ve çin sesi de kulağımıza hitap etsin diyedir. Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilirmiş!!

Sulin bizi tekirdağ paklar bundan sonra artık.. Hade tez zamanda ablamı al gel :D Asmalar sararmadan..
 
posted by Gökçe at 2:33 PM | Permalink | 17 comments
sanırım eklemeyi unuttum :)
Çok mu farklı anlattım.. Yok be su için ne desem az..

Su şu üstteki resimde görülen şahıs, bi ara öldü die çok korktumdu.. Neyseki şakaymış.. Suyu anlatmak istedim fakat kelimeler farklı şeyler yazdı her ne kadar klavyeyi ben kullansamda :D

Bide ben bekarım, gencim, güzelim vs vs.. Anne olmak güzelde, anne olmak için bir de baba gerek işte ben onu istemiyom :D
 
posted by Gökçe at 9:42 AM | Permalink | 11 comments
Suyla yaşam :)
Allah sizi bildiği gibi yapsın, ne diyeyim! İnsan hiç mi merak etmez, hiç mi sormaz "nedir bu suyun kaynağı?" diye.. Ya da kimdir bu "su" mu desem :))

Bak hala bekliyolar, sorsanıza!!!

Su benim kızım biriciğim, ufacığım, bıcı bıcım benim.. Anne olunca nasıl seveceğini şaşırıyo ya insan, onun gibi işte.. Bıdı bıdı agucuk bi kızım var benim.. 12 şubat doğumlu; kahverengi gözlü, kocaman açınca gözlerini ela da oluyo bazen :)) Hokka burun bi çocuk, ayakları biraz büyük olacak kanımca daha şimdiden pijamalardan zor geçiyo :))
Utanır insan, böyle güzel olunur mu suu? (Bide böyle iğrenç bi şarkı var.. Dolmuşta dilime doladığım iki haftadırda hafızamdan silinmek bilmeyen öyk bi şarkı..) Annene çektin muhakkak, kulaklar biraz babana benziyo ya neyse..

Son olarak su içilmez sevilir, tıpkı jelibongiller gibi :))

 
posted by Gökçe at 4:57 PM | Permalink | 11 comments
Haribo macht kinder froh...

Jelibonu severim.
Jelibonu sevenide severim.
Jelibonu benden çok seveni tekme tokat döverim.. :D

Geçenlerde Trabzon'un tek sosyal yeri uzun sokakta volta atarken şeker krizine girdim.. Gözüme kestirdiğim en yakın markete attım kendimi.. Büyüğün bir küçük boyu poşet aldım.. Sırasıyla şeker dolu kutular açıp, kürek ile doldurulmaya başladım. Gözüm dönmüş olucak ki, topladıkça topladım. "biraz ekşililerden de alayım.." derken baktım ki poşet ciddi miktarda şeker içermekte. Toplama hızımı azalttım. Kardeşime alıyorum imajı verip kasiyere:

ben: ee şey bunlar neli acaba?
kasiyeriye: karışık meyveli yumuşak şeker efendim onlar.
ben: aa iyi o zaman. Kardeşim çok seviyor bunları da!...

dedim, parayı ödedim ve çıktım. Dükkandan çıkmayla beraber poşetimi açtım, elimi daldırılıp ilk şekeride aldım..
Daha sonra kısa bir süreliğine unuttuuğum arkdaşlarımın yanına gittim ve ilk tepki geldi..

Jasmine: oha eşşek kadar oldun hala jelibon yiyorsun.. (sessizlik)
Ozan: Gökçe bize de versene... Bakma öyle kek gibi ver bi tane işte.. Eee neli bu?
(işte o an anladım arkadaşlarımın aslında beni değil jelibonlarımı sevdiğini..)

PS: Aylardır.. Dişimden arttırıp biriktirdiğim 17 büyük paket jelibonumu sen ve yelizin bahçede "ozan demin marketten aldıydı.." süsü vererek tükettiğinizi ve işkillenip jelibon kasamı açana kadar bana hiçbirşey söylemediğinizi.. "nolcek cnm 3 paket jelibondan?" diye örtüştürmeye çalıştığınızı.. Üstelik banada yedirdiğinizi..

Bu postta anlatıcam işte ozan..
 
posted by Gökçe at 2:31 PM | Permalink | 17 comments
Benim fasulye tohumlarım var..

Malzeme: yoğurt kabı, pamuk, su, fasulye ve nohut taneleri (max: 5-6 adet), araştırmacı kişilik!!!
Hazırlanışı: ıslatılan pamuk öbeğinin içine fasulye ve nohut taneleri özenle yerleştirilir, ve üzerleri ıslak pamukla kaplanir. Pamuğu ıslak kalacak şekilde düzenli olarak ıslatılır, içinde fidelenmekte olan fasulye tomurcuğu sevilir ve okşanır. ilginçti be, salaktı ama güzeldi yine de...

ikinci dönem ödevimide çim adam üzerine almıştım.. Eskiden bir hayli popüler olmasına rağmen, benim bu sene sahip olduğum adam.. Adıda "nebi çim adam".. Birkaç aylık yeşil dönem dışında beni çok üzmüştür.. Galiba biraz inatçı oluyorlar. İlk başlarda güneşin ortasına koyup hergün sulamama, hatta kendisiyle konuşmama rağmen görünürde çim filan yoktu.. Böyle günler geçiyor sonra birgün, bir bakıyorsunuz kafasında hafif hareketlenmeler var, önce birkaç sarı sarı çim ve sonrasında yeşilleşen bir kafa. Seviniyorsunuz tabi, saçlar uzadıkça şekil bile yapıyorsunuz. Fakat ben gibi saçlara şekil verirken jöle kullanırsanız bu mutluluk fazla uzun sürmüyor.. Bir bakıyorsunuz ki çim adamınız sararmaya başlamış.. Ne yapsanızda sararıyor sararıyor ve kurumuş bir çim adam haline geliyor.. Artık o ölü bir çim adam ama olsun yinede atmıyorum, belki birgün jöleye reaksiyon göstermeyi bir yana bırakıp yeniden eski haline gelebilir..

Son ödevimde eğlenceden değil ihtiyaçtan oluşan, sebze yetiştirmeciliği.. Aslında bunlar yetişmiş sebzeler ama olsun ben bir gün mutlaka kendi yemeğimi kendim yapabilmenin yanında kendi besinimi yetiştirmeyide öğrenicem.. Zaten bu araklanmış sebzeler isyan çıkardı bi türlü toprak altına girmek istemiyor.. Hatta ben onlara söz vermiştim.. Gelen arkadaşlarıma onların evlatlık olduklarını söylemeyecektim..

PS: Fotoları üzerlerine sağ tıklayarak önizlemede açabilirsiniz.. :)

 
posted by Gökçe at 1:32 PM | Permalink | 0 comments