Etrafımda kim olursa olsun aile, sevgili, eş, dost, akraba vs. insanlarla yalnızlığın giderilemeyeğinden hareket ederek yalnızlığa kendimce yeni bir tanım yaptım. Bunun içine ne bir protest tavır var bende, ne de kendimi inceden inceye güçlü hissetmek adına bünyeme salgılanmakta olan bir mesaj. Sadece mutluluğun uçucu bir kavram olduğunu gören bilen bir yalnızın akıllı bir sayıklamasıyım.
Nedense yalnızlık insanın kendinde olanları farkedemediği ana denk gelir. İnsan başka birilerince kendinde olan bir şeyi farkettiğinde işte o zaman o kişiye karşı bağlılık hisseder. Bir kişi simsarca bunu yapmadıkça o kişiye karşı içinden bir kıvrıma o kişiyi iliştiri verir sessizce. Ancak bu eylem yapılırken iliştirilen kişinin boyutunu bilmez insan. Sonra sonra ortaya çıkar bu kişilerin ejderha boyutunda insanlar oldukları. Ve bu ejderhalar -yalnızlık gidericileri- kalkıp alevler püskürtmeye başlarlar hemde sizin içinizde siz onları bu kadar kendinizden bellemişken. Ve bunun sonucunda kocaman bir rapsodi oluşur.
Bazen yalnızlık hayal kırıklığına yeğdir. İşte bu nedenle yalnız olanlar asla hayal kırıklığına uğramazlar. Asla kendilerinden addedmezler etraflarındaki insanları. Bunu o insanları sevmedikleri için değil, herkesin ayrı ayrı şeyler olduğunu bildikleri için yaparlar. Uzaktan bakınca rüzgarın bile varolduğunu dalgalanan uçuşan kumlardan anlayabilirsiniz. Kendinize de uzaktan baktığınızda yalnız olduğunuzu etrafınızdaki sessizlikten anlayabilirsiniz. Bu anlama anı en temizinden ölüm anıdır. İşte tam o anda mutluluğun aslında mutluluk olmadığını ve yalnızlığın düşman olmadığını, insanı üzen bir kavram olmadığını anlarsınız.
Tam bitiş anında...


