<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Yalnızım sanki...

Etrafımda kim olursa olsun aile, sevgili, eş, dost, akraba vs. insanlarla yalnızlığın giderilemeyeğinden hareket ederek yalnızlığa kendimce yeni bir tanım yaptım. Bunun içine ne bir protest tavır var bende, ne de kendimi inceden inceye güçlü hissetmek adına bünyeme salgılanmakta olan bir mesaj. Sadece mutluluğun uçucu bir kavram olduğunu gören bilen bir yalnızın akıllı bir sayıklamasıyım.

Nedense yalnızlık insanın kendinde olanları farkedemediği ana denk gelir. İnsan başka birilerince kendinde olan bir şeyi farkettiğinde işte o zaman o kişiye karşı bağlılık hisseder. Bir kişi simsarca bunu yapmadıkça o kişiye karşı içinden bir kıvrıma o kişiyi iliştiri verir sessizce. Ancak bu eylem yapılırken iliştirilen kişinin boyutunu bilmez insan. Sonra sonra ortaya çıkar bu kişilerin ejderha boyutunda insanlar oldukları. Ve bu ejderhalar -yalnızlık gidericileri- kalkıp alevler püskürtmeye başlarlar hemde sizin içinizde siz onları bu kadar kendinizden bellemişken. Ve bunun sonucunda kocaman bir rapsodi oluşur.

Bazen yalnızlık hayal kırıklığına yeğdir. İşte bu nedenle yalnız olanlar asla hayal kırıklığına uğramazlar. Asla kendilerinden addedmezler etraflarındaki insanları. Bunu o insanları sevmedikleri için değil, herkesin ayrı ayrı şeyler olduğunu bildikleri için yaparlar. Uzaktan bakınca rüzgarın bile varolduğunu dalgalanan uçuşan kumlardan anlayabilirsiniz. Kendinize de uzaktan baktığınızda yalnız olduğunuzu etrafınızdaki sessizlikten anlayabilirsiniz. Bu anlama anı en temizinden ölüm anıdır. İşte tam o anda mutluluğun aslında mutluluk olmadığını ve yalnızlığın düşman olmadığını, insanı üzen bir kavram olmadığını anlarsınız.

Tam bitiş anında...

 
posted by Gökçe at 7:46 PM | Permalink | 12 comments
Her yerde kar var, kalbim..
''..... yaz, fazla şımartılmıştır, fazla havalı... Bedenlerin kusurlarını göstermeye zorlayıp yorar insanı. Bedenlerin mevsimidir yaz; yani sükseli bi kimse değilsen bitiktir işin.. Süklüm püklümsündür bütün mevsim. Bahar, tehlikelidir. İnsana olmayacak işler yaptırdığı gibi çabucak kaçtığı için suçu hiçbir zaman ispatlanamamıştır.. Tekin değildir yani..
Sonbahar, başlangıç ve sondur.. Niyeyse hep bir şeye karar vermelisindir sonbaharda. Bu yüzden durup denize, denizsiz yerlerde göğe bakılmalıdır hep. `Yağmur yağınca deniz çoğalır mı?` diye sorulmalıdır. Niyeyse..
Mevsimlerin en merhametlisidir kış. Evin mevsimi; sarılmanın, sarınmanın, sarmalanmanın.. Sıcak çayların, derin sohbetlerin, efkarlıca içmelerin mevsimi.. Karşılaşmaların değil buluşmaların mevsimi.. Sıcak olan herşeye doğru neşeyle yönelmenin, Böylece hep beraber ılımanın.. Yaşamın çamursu halini uzun uzun düşünmenin mevsimi.. Atkılar ve bereler yüzünden dağılmış saçlarımızla bizi güzel bulacak birileri olacak mı bu kış?.. Yatak 36.7 derece olacak mı girdiğimizde? Öyle işte.. Mevsimlerin en ince fikirlisidir kış... ''
 
posted by Gökçe at 5:57 PM | Permalink | 3 comments