<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Yeniden doğmak zorunda olmak..
Ayrılmak istersin.. O çoktan gitmiştir senden, farkındasındır. Üstelemenin, iteklemenin manası yoktur artık.. Sen hala onun gözlerinin içine bakarken titriyorsundur ama onun için sen alalade birisindir. Gözlerinden başkaları geçer sevgilinin, bilirsin ki kuvvetle muhtemel başka tenlere dahi dokunmuştur elleri. Yine de bunca zaman görmezden gelip tüm bunları, beklemiş, beklemiş ama artık sonuna gelmişsindir. O kadar açıktır ki ne söyleyeceğin ve o kadar garantidir ki hiç bir itiraza denk gelmeyeceği savurduğun sözlerin, geciktirirsin. Gün gelir, ayrılalım dersin, sessizlik anı saniyelerle sınırlı ve yanıt bingooo "nasıl istersen". Olmuştur işte ayrılınmıştır, karşılıklı iyi dileklerde bulunulur hayata dair, sanki onca şeyi yaşayan değilmişinizcesine samimiyetsizce. Ve sonrası...hüzün...

"Kararınızı vermişsinizdir, konuşursunuz, gözünüzün içine bakar, öpmek istersiniz, öpemezsiniz, sinirlenirsiniz, neden böyle olmak zorunda olduğunu düşünüp kızarsınıza, ciddileşirsiniz, sonra yumuşarsınız, öpmek istersiniz, gururunuz el vermez.. Birden orayı terkedip gitmek istersiniz, konuşmak istemezsiniz, ama bitirmeniz gerekir..
Gözlerine bakmadan "evet böyle olması gerekiyor" dersiniz, o kafasını sallar, öpmek istersiniz, gitmeniz gerekir, başka dicek bişeyin var mı dersiniz ciddi ve kendinden emin bir suratla, gidiyor gibi yaparsınız; ama yinede bir şey demesini beklersiniz, o sizi ciddi sanıp bi şey demez, çıkarsınız, gidersiniz, arkanıza bakmak, film sahnesi gibi arkanızdan koşmasını dur demesini beklersiniz, ama o demez, kimse bunu gururuna yediremez, uzaklaşırsınız, eliniz telefonunuza gider, mesaj beklersiniz en azından "seni özlicem" die, ama gelmez, işte sallamıyor dersiniz, onun ne düşündüğünü düşünürsünüz, "offf buna mı üzülecem" diyip kafanızı başka şeylere vermeye calışırsınız ama laf hep dönüp dolaşıp ona gelir, şanslıysanız bir daha karşınıza çıkmaz, yoksa bu döngü kendini tekrar eder..
Sonra bu postu acaba cidden sabırla kimse okudumu diye düşünüp "en iyisi ben bunu bitireyim", kime ne ki diyip postu sonlandırırsınız..."


PS: Kurtlar sofrasında yenmeyi bekliyorum.. Dayanacak gücüm, sığınacak yerim kalmamışken ben savunmasızım.. Korkuyorum..
 
posted by Gökçe at 12:23 PM | Permalink | 10 comments
In Trabzon
Yaşanmış bütün kötü anıları arkada bırakıp bir daha hatırlamama isteğiyle bir daha geri dönmemek üzere çıkıp gitmek bu şehirden.. Aşklarımı, gözyaşlarımı, o an için güldüğüm ama sonra acıyla hatırladığım tüm o dakikaları içinde öldürmek istercesine.. Giderken geri dönüp olanca güç ile haykırmak "terkediyorum seni de şehrimizi de!" diye.. Gidebilecek cesareti bulabilecek kadar güçlü olmak.. Bu şehrin, bu şehre ait her şeyin canını en az kendi canımın yandığı kadar yakabilmek..

Zaman zaman; bir tek kendimi bırakıp gitmek istiyorum buralardan, ya da kendimin beni bırakıp gitmesini istiyorum buralardan, hatta kendimi cami avlusuna birakip gitmek istiyorum buralardan..

PS: Mutlu olmak, huzur bulmak için..

 
posted by Gökçe at 1:09 PM | Permalink | 4 comments
Yalnız bir operadan geçen bir bitiş..
Aşk hayatsa, hayat aşksa aşk hiç biter mi? Hücreleri sarmıştır her yanı, nasıl ki bir beden kanserli hücreleri taşırsa, bu beden aşklı hücreleri kendinde taşıdığı gibi, nesnelere de bulaştıracak, bir nevi taşıyıcı olacak, hava bile aşklanacak, ve aşklı kalacak.. Hal böyleyken "aşk bitti" hücrelerin çoğalmasını sağlayan bir ezgi, anımsadıkça yayılan bir sıvı içten içe akan..

"İçilmiş paketlerce sigara gibi acı bir tad kaldı dudaklarımda.. İçimden en sevdiğim bir şeyler koptu.. Ağır bi ameliyat sonrası vücudunun bi yerlerini kaybetmiş insanlarin mahmurluğu üstümde.. Uyuşturucular hala etkili.. Asıl gerçek yüzüme çarpmadı hala.. Ama çalınacak yankı yankı kulağımda aynı söz aşk bitti.. Artık dua etmek için çok mu geç?"

PS: En güzel sözleri kırılmış bir kalbin. Yaralı bir ruhu daha iyi nasıl anlatabilir "elimden sanki minik bir balik kaydi gitti" den daha iyi.. Bitince o muhteşem düşten daha önce uyanana duyulan kızgınlık ve kırgınlık bu şarkının masum ve çekingen notalarında gizli.. Keşke bitmese denilen her şeyin içinde, ömür, dostluk ve aşk vardır, o yüzünden aşk bitti demek bir ölüm ilanı benim için..
 
posted by Gökçe at 12:38 PM | Permalink | 0 comments
İnsan görünülmü koala..
Her güzel şeyin mutlaka bir eksiği ya da getirdiği bir zafiyet vardır ki söz konusu şey aşk ise acıdır. Maalesef iki taraftan biri taraf mutlaka acı çeker. Taraflar birbirlerine acı çektirmek istemiyor olabilir ama çok güçlü duyguların kişileri duygusallaştırdığı ve mantığı izole ettiği de bir gerçektir. Yoğun duygular beraberinde mantığı az kullanma, daha hassas olma ve davranma, kolay ödün verme, fedakarlıkta bulanabilme ve taraflardan birinin diğerine karşı daha güçlü duygular hissetmesi gibi özellikleri de peşi sıra getirir. Bu durumda hak ettiği davranışları göremeyen kişi umduğunu bulamayacak ve acı çekecektir.
Karşı tarafta kendisini suçlu hissedecek ve "ben niye onun kadar sevemiyorum, duygularım niye onunki kadar güçlü değil?" diye kendini sorgulamaya başlayıp acının bir tarafına o da bulaşacaktır. Aşkın acı vermesi bir de karşılıksız ya da platonik olduğunda veya onunla çok yakın olup, her şeyi beraber yaptığınız halde ve özellikle yanyana olduğunuz zaman ve mekanlarda hissettiklerinizi söyleyememekten ötürü içinizde oluşan sıkıntı hallerinde ortaya çıkmaktadır.aşk acı vermeye başlamışsa durup düşünmek ve bir adım geriye çekilip ilişkiye şöyle bir bakmak gerekir. Durumda düzelme olmazsa son çareye başvurmaktan kaçınılmamalıdır.
Yanında duran insan sana kendin kadar yakındır ama aynadaki görüntüne asla dokunamazsın. İkiniz de beraber olamayacağını bilirsiniz ama bu dünyada sadece onu sevmeye devam edersiniz. Sonra birgün beraber müzik dinlersiniz, canın daha önce hiç acımadığı kadar acır. Beraber olamadığınıza değil, kaçırdığınız fırsatlara, giderken arkasından bakakaldığınız arabalara ağlarsınız.
PS: Bayım size söylüyorum!
 
posted by Gökçe at 1:00 PM | Permalink | 0 comments