<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
The sims 2
İlk defa bir oyunun kendine bu kadar bağladığını hissettim.
Saate baktım 21:00 tekrar bakmadan önce saatin 22:30-23:00 olduğunu düşünüyordum. Saate baktığımda 03:00 olduğunu gördüm ve masanın üzerinde boş kola şişesi , boş cips paketleri , kırıntılar vardı...

Şimdi efendim biriyle ile hoş sohbet olmuşsunuz, pek bir keyif ile konuşmakta, şakalaşmakta, birbirinizi gıdıklamaktasınız. Her şey normal gözüküyor, sim arkadaş geliyor, kahve içiyorsunuz, bilgisayar oyunu oynuyorsunuz, dart oynuyorsunuz vs, herşey çok güzel, gelişim süreci de pek keyifli geçmiş, "hadi bana taşın" diyorsunuz, oo kabul etti falan keyfinize diyecek yok, fakat nereden bileceksiniz bu davet ettiğinizin gerizekalı olduğunu?
Efendim bu arkadaş taşınırken enerji ve açlık sıkıntısı var, neyse son enerjisi ile mutfağa gidiyor, mutfakta kendisine hamburger hazırlamaya başlıyor, hazırlarken mutfağı yakıyor, aman koşayım söndüreyim derken hallediyorsunuz mutfaği, tertemiz falan; beyimizin enerjisi dipte, açlıktan da düştü düşecek, tekrar hamburger yapmaya kalkışıyor ve bilin bakalım ne oluyor?.. Beyimiz dangalak olduğundan tekrar yakıyor mutfağı. Sonra düşüp bayılıyor, ayıldığında da açlık vs vs şeylerden önce miğdesi şişiyor sonra azrail kendisini alıyor. Şimdi benim sim bu işe çok bozuldu öldü diye, fakat ben sim'im adına pek sevindim dangalağı dünyadan temizledi diye.

PS: Ve yeni sevgili yapılır..
 
posted by Gökçe at 9:31 AM | Permalink | 2 comments
Anane bizi diskoya götür!
Acaba tat kökünden mi geliyor ne? O yorgun geçen dönemlerden sonra çıkınca tadından yenmiyor ya o bakımdan diyorum. Özlenen, beklenen, çoğu kez hak edilen, bazen teselli ödülü olan bu zamanlar aynı zamanda insan ömrünün en hoş anılarına da ev sahipliği yapar. Sonunda geri dönmeyi bilmek de olsa (ki ben bunu bu yıl yapmayacağım) en iyisi tadını çıkarmak sanırım. Ne de olsa tatlı bir şey tatil.

Tadını çıkarabilmek için gerekenler:
sahil + deniz + güneş + sezlong + kitap + soğuk içecek + en sevilen müzikler + güneş kremi (sırf kokusu için) + arada sırada esen meltem ve dalgaların sesi.....

PS: Kaptırdım kendimi gidiyorum...
 
posted by Gökçe at 6:05 PM | Permalink | 0 comments
Feysbuk
'Tiki' olarak tabir edilebilecek Amerikan gençliğinin yeni gösteri alanı.. Keza arkadaş listesine ekleme kabul edilmezse bizzat nefret işaretidir.. Profilde "çıktığı kişi" bölümü değiştirildiğinde o ilişki resmen bitmiştir.. Hatta bazıları öyle manyak kullanır ki hesapları "bir tür otomatik sistem kullanıyorsunuz" diye dondurulmustur.. Ayrıca yolda görse tanımamazlıktan gelecek eski okul arkadaşlarınız burada kesin sizi listelerine eklerler, bunları görüp moral yükseltebilirsiniz..
"bu adamı sevgiliniz olarak kabul ediyor musunuz?"
evet..
"o zaman ben de tüm dünyaya duyuruyorum"
ya da;
"bu kadını sevgiliniz olarak görmüyor musunuz?"
evet..
"o zaman ben de tüm dünyaya müzmin bir "tek" olduğunuzu duyuruyorum."
PS: Ay! Şu güllü bir hayat.. Final neyin umrunda deil..Saldım çayıra mode on..(!)
 
posted by Gökçe at 5:09 PM | Permalink | 0 comments
Vee aldatıldım..

Üzülür insan, mutlaka üzülür. Taş değilki bu, kalp ve gerçekten güvendiyse karşısındakine, orta yerinden kırılır. Bütün vücudu acıya, sızıya boğar. Her ne kadar arabesk olsada ölenle ölünmez demiş eskiler. İnsan ölümleri yaşar, olup gidenlerin acısına bile alışır ve hayat yine devam eder.
Nedir ki biri sizi aldatmiş. Selametle deyip uğurlamaktan başka seçenek var mıdır?demek ki doğru insan değilmiş, sizi haketmemis. Kendi cöplüğünde, kendi gibi aldatan içi irin dolu ruhlarla birlikte yaşamaya devam etsin.
Züğürt tesellisi değilki bu;

"beni istemeyeni ben hiç istemem. Hadi uğurlar olsun.."

PS: Ne garip!
 
posted by Gökçe at 7:30 PM | Permalink | 0 comments
I need u but..
En büyük ihtiyaç..
En zor sahip olunan..
En önemli, ve en nadide, ve en unutulmuş ve en önemsenmemiş insan gereksinimi..
Birine inanırsın, sözcükleri vardır sana verdiği ve bakışları güven uyandıran..Ya da belki senin güven uyandırmasını istediğin, o adamın bir hayat süresince yanında olacağını sanırsın o sözlerle, o güçlü duruşuyla, için rahat eder, huzur dolarsın, belki bir gün, en kötü gününde o olacaktır yanında, bir cenazede, karanlık ve gri bir günde, kara bir çukur gibi çeken yalnızlıkta..
Belki konuşmazsın bile, detaylar yoktur; sadece o güven vardır, bilmek ve inanmak vardır. Manasız bir romantiklik de değildir üstelik. Çünkü sağlamdır, en sağlam matematik problemi gibi, bilirsin asla değişmez. O kötü gün gelse de gelmese de rahat uyursun, o yanındadır çünkü. Yalnız değilsindir ve olmayacaksındır. Karamsar olduğunda, gece yatağına o kara cüppeyle yattığında onun dostluğunun varlığı vardır en kötümser düşüncendeki aydınlık bir nokta gibi. Ta ki bir gün bunun aslında senin hayalin olduğunu anlayana kadar.. Güvenmenin anlamsızlığı ve kendine kızgınlığın.. Ve şaşkınlığınla başbaşa kalana kadar inandığın, kendini inandırdığın upuzun zamana şaşarsın..
Güveneceğin biri var mıdır..
Güven var mıdır?

PS: Yine kız yine bağır ama sorun biziz elalem değil!
 
posted by Gökçe at 7:11 PM | Permalink | 0 comments