<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=30959787&amp;blogName=Suyla+ya%C5%9Fam+%3A%29&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fazzazzil.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Üç vuruşluk bir Sus..
Parmaklarımın arasında minicik bir parça.. Hep eksikti senden kalan bu yapboz ruhta.. Defalarca baktığım sözlerinde bulamadım.. Aradım.. Tamamlamak zorundaydım.. Tamamlamak ve kaldırmak zorundaydım önümden.. Önünü göremediğim günlerden..
İzlediğimiz filmlerin karelerinde, yarım bıraktığın kitapların sayfalarında, kaybettiğini bile çoktan kaybettiğin o küçük kar kutusunun tanelerinde, ıslandığımız yağmurlarda, tırmandığımız ağaçlarda, yuvarlandığımız çimen izlerinde, eskimiş fotoğrafların siyah ve beyazında aradım..

Tamamlayamadım..

Seninle uyanmak zamanın en güzel anı..

PS: Yaşanacak günlere.. Şerefe..
 
posted by Gökçe at 4:17 PM | Permalink | 3 comments
Yokavar
Acı duymak gülmekten iyidir, zira acı insanın yüreğini arıtır.. İnsanları diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduğu bilinmez ama yine de bir takım duvarların, tel örgülerin, demir parmaklıkların varlığı hissedilir.. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmıyorum.. Ve insan kendi kendine sorar; Tanrım bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?
Vincent Van Gogh

Terketmeyi, terkedilmeyi; aldatmayı, aldatılmayı öğrendiysen kimse gitmemiştir hayatından.. Gece yine senin gecen, gece yine meltem rüzgarının gecesi.. Yeterki titretsin esince..

Zaman kısa sevdiğim, kapat gözlerini..

PS: Pencerem açık, zemheri soğuk ve karanlık.. Hiç uyanmak istemedim bu rüyadan ta ki ellerimiz ayrılana kadar..
 
posted by Gökçe at 12:52 PM | Permalink | 5 comments
Mayın Tarlası
Yürüdükçe daha derine batıyor.. İçimdeki küçük kız o derinlerde kayboluyor..
Adım atmalı mıyım??
Yoruldum bu bilinmezliklerden..
Korkuyorum..

PS: Nedenlerle, bahanelerle, sonuçlarla, kavramlarla, niteliklerle, niceliklerle anlamaya; yaşamaya çalışırız hayatı ve sıçarız içine; her seferinde yeniden..
 
posted by Gökçe at 9:39 AM | Permalink | 0 comments
Oyun Kutusu
Büyümek oyuncaksız kalmaktır.. Büyümek düşlerini satmaktır.. Büyümek dizlerdeki yaranın yüreklere taşınmasıdır.. Büyümek acımaktır, kanamaktır, yanmaktır.. Büyümek şeker kavanozuna sandalyesiz erişmektir.. Büyümek sahici arabalar sürmektir.. Büyümek bakkala izinsiz gitmektir.. Büyümek şirinleri görememektir.. Büyümek gece masal dinleyememektir.. Büyümek sandığın aslında bitmektir..

PS: Hiç büyümeyeceğim diye kucağımda ağlayan o koca adam nerde??
 
posted by Gökçe at 1:53 PM | Permalink | 0 comments
5 Yılın Özeti
Sensizlik zormuş.. Sandığım kadar değilmiş ama zormuş işte.. Nefes alamayacağımı sandım, yaşayamayacağımı, ama yaşanıyormuş sensiz de, mutlu olunuyormuş, bir tarafı hep eksik kalsa da o mutluluğun.. Seni tanıdığımdan beri, 5 yıldır, belki de ilk defa bu kadar uzun süre didişmeden, kavga etmeden, seni boğmayı düşünmeden yaşıyorum..

Uzaksın, çok özlüyorum, ama böylesi en iyisiymiş, görüyorum.. Ne zaman istesem yanına gelirim, bunu biliyorum; ne zaman istesem yanımdasın, görüyorum.. Sen benim hayatımda öyle bir yerdesin ki, sürekli yer değiştiren, (sevgilim, dostum, babam, oğlum, bebeğim..) ama sevgisinin büyüklüğü hiç değişmeyen..

Sen benim "can" ımsın, nereye gidersen git, ne yaparsan yap, kiminle olursan ol, bunu ne sen değiştirebilirsin ne de başkası! Biz o kadar şey sığdırdık ki 5 yıla.. O kadar yoğun, o kadar yıpratıcı, o kadar güzeldi ki her şey.. Ben sana teşekkür etmeliyim her şeyden önce, seninle yaşadığım her an ve daha yaşayacağımız nicesi için..

PS: Sadece güvenini kaybetmiş birinin isyanı bu..
 
posted by Gökçe at 10:01 AM | Permalink | 0 comments
Maça 5lisi
Her nefeste gözlerin geliyor aklıma.. Serseri voltalarda üşüyor yüzüm.. Dokunma çocukluğuma, gece ve demli çay şimdi yoldaşım.. Camlar patlıyor duvarlar yıkılıyor; iki ayrı maske, iki ayrı yaşam.. Şimdiki aşklar değil aşkı bilmeyen sindiremeyenlerin ruhuymuş satılık olan..
Sonunda dünya bir ihanet haberiyle çalkalanıyor..

PS: Beyinlerini aldıran insanların bir bildikleri varmış.. Çok ağırmış lan..
 
posted by Gökçe at 9:39 AM | Permalink | 0 comments
Gel - git cuma..
Olmaz, yalnızken hasta olunmaz.. Eve geldiğin zaman bugünün nasıl geçti diye soran biri yoksa uzun sürede bunu anlıyorsun.. Yalnızken hasta olunmuyor.. Hastalık şımarma zamanı.. Biri senin keyfinin kaçık olduğunu görüyor, üstüne düşüyor, seninle ilgileniyor.. Battaniyelere sarılıp kendi kendini iyileştirmeye çalışınca ona hastalık denilmiyor.. Senden başka kimse bilmiyor ya da umursamıyor zaten.. Mercimek çorbası yapayım mı diyecek birinin olmaması demek.. Yemek yedin mi, ne yedin diye soracak, ilgilenecek birinin olmaması..

1. Anne ile telefon konuşması;
- anne hiç halim yok çok hastayım..
- geleyim istersen ya da birini çağır..
- zahmet etme anne ben hallederim (neyi halledeceksem)
- tamam ilaç al, dinlen, uyu, terleyince geçer..
- .. (keşke geleyim istersen demeseydin anne)


2. Sevgili ile telefon konuşması;
- aşkım hiç halim yok çok hastayım..
- şimdi evden çıkamam, çocuklara söz verdim gelirken ilaç alayım istersen..
- zahmet etme aşkım ben hallederim (niye dediysem)
- tamam sen şimdi dinlen, uyu ben fırsat bulunca gelicem..
- .. (keşke beni gerçekten sevseydin sevgilim)


3. En iyi arkadaş ile telefon konuşması;
- canım hiç halim yok çok hastayım..
- yarına sunumum var yetiştiremicem, biraz hafifletseydim sorun olmazdı..
- zahmet etme canım ben hallederim (hal olan ne ya)
- sen şimdi dinlenmene bak ben bitirince gelicem..
- .. (keşke beni biraz anlasaydın canım(!) arkadaşım)


PS: Böyle gün vardır ameliyatıma kısmet olur gelmeniz..
 
posted by Gökçe at 9:18 AM | Permalink | 0 comments
Uza(ttı)k
Bir kuklanın çığlığını hissettim, kendi ipiyle kendi astığında..

Birbirimizle mutlu olmayı ulaşılmaz kıldık artık.. O kadar çok beklenti ekledik ki üstüste, ulaşılmaz hale getirdik mutluluğu.. Birlikteliklerin saf mutluluğunu kaçırdık ellerimizden.. Önce kendimiz her şeyi bilelim yaşayalım istedik, sonra da karşımızdaki bilen olsun, yaşayan olsun umduk.. Bir istedik yetmedi iki istedik, derken üçe göz diktik.. Her şeyi bildik, her şeyi öğrendik, farketmeden bildiklerimizin altında ezildik.. Her şeyi biz karmaşıklaştırdık, hayatlarımızı sarmaşıklarla dolandırdık..
Belli ki çok uzaklara gittik..

Karşımda eski bir ev.. İçinde anılar nefes alıyor.. Pencereden izliyorum.. Kim bilir kaç hayat daha geçecek teninden bu şehrin.. Kalbine inecek..
Savurup atılan anılar.. Yosun tutmuş duvarlar, göçe yaklaşan hayatlar gibi bir yanı kalmak için tutunan, bir yanı öbüründen habersiz bavul hazırlayan eski evler görür.. Bir onlar saklar..
Yağmur yağıyor.. Nefes alıyor.. Bu şehir hala yaşıyor.. Üzerine dolu hayatlar yağıyor..


PS: Ateşin suya aşkı..
 
posted by Gökçe at 8:06 AM | Permalink | 0 comments
Dio - monologue..
Gecenin meleği spot ışığında çiziyor ayın berrak yanmasını.. Belki seni seveceğim dünya uykuya daldığında, seni yanımda tutacağım sözü; geçen karanlığın içindeki yankılarla çağıracağım sabah güneşini..
Seni hep aynı bulmayı umut ederdim döndüğümde, eğer fark olacaksa da en azından daha tutkulu olmanı.. Zaman geçiyor evet gelmeme de daha var.. Ama sen sanki kalanlara inat.. Sanki; diğerleri gibi..


İyilerin iyisi, demiş ki bize:
- 'Buradayım, seninim', 'Gel' dediğinde gelirim.. GARANTİ vermiş..

Hiç yitirmeyeceğin birisi için savaşılır mı ki?
Kim hiç kaybetmeyeceği birisi için yanıp tutuşur?
Her an kaybetme korkusu olacak ki, kaybetmemek adına çabalayalım di mi?
SENİNİM, SEN DE BENİM sözleri baştan kaybetme nedeni sayılmaz mı?

PS: Uzaktaki adama..
 
posted by Gökçe at 10:14 AM | Permalink | 0 comments
Anıları Def(n)ederken.. (±)
Akşamlar ılık.. Yığın olmuş karın arasında yinede ılık ve gitme; kal diyecek sevdayı aramak değil hayatın amacı biliyorum.. Gözlerim uzaklarda.. Yüreğimde özlem kelebekleri.. Vadiden inip şu kurdun karnını deşecek avcıyı aramakta.. Aşksa hala kırmızı başlıklı kız tadında..

Yorucu günler üstüste geldi.. Sonra üstüne derin bir keder indi.. Kafamı uyuşturmuştu alkol, ya acılar? Yorgunluğum askıdaydı anlamsız ve tarifsiz..
Hayat, yalnız devam ediyor ya da yalnız, devam ediyor hayat; yine de farketmiyor.. Suskunluğum acımdan değil.. Bu da bir rüya biraz kahve kokusu, biraz mandalina tatında..

PS: Acılar daha bir gerçek; gerçekler daha bir acı..
 
posted by Gökçe at 9:29 AM | Permalink | 0 comments
Siyah ve Beyaz Gökkuşağı..
Gözkapağının altında daha ilk adımda mayın; seni düşünmemek elimde değil uyanma sakın.. Mayını geçsem gamzene kurulur pusu, kirpiklerinin içinde uyu benim için uyu n'olur uyu.. Kanım dondu cehennem öfkemin sınırına çıkacağım.. Adını haykıracağım avaz avaz sakın uyanma.. Sesimi duyma daha, dikkat et işkillendiler ve nöbetçiler tetiğe basacak..Söyle gözlerine, kapalı gelmesinler sesime..

"Benimle evlenir misin?" dedin, avuç içlerim terledi..
Kalbim durdu ama zaman akmaya yeni başladı..
 
posted by Gökçe at 11:01 AM | Permalink | 0 comments
17.50 es'de aşk
Hayal kırıklığı, ve bir boşluk.. Biri ölmüş de kimse ismini telaffuz edememiş gibi.. Bir soğukluk.. Bir hissizlik.. Biri yara bere içinde, diğeri öpse geçecekmiş gibi, bir bekleme.. Bir odadaymış gibi bembeyaz, duvarları penceresiz ve soğuk.. Koca bir yalnızlık kaldı şimdi senden..

" 'Dalgalandım da duruldum' diye başlayan bir ses duyduğun zaman içinde bir şeyler hissetmeyecek misin? 'Küçük ev'e gitmek sana zor gelmeyecek mi? Nasıl dokunursun başka bir tene? Bütün olanlara rağmen o üstüme damlayan gözyaşını bir daha hatırlamayacak mısın? Neden, ne kadar şikayetçi olursan ol bu anlar sana hiç bir şey ifade edecek mi? Eder mi dersin?"

Duydum, duyuyorum.. Yontulmuşsun.. Bana yaptığın hataları mı saklıyorsun şimdi ellerde? Benim içim rahat, vicdanımda.. Aldatan sendin, bitiren ben..

İşin bir başka doğrusu; mutluluk sen gittiğinde geldi ya da hep buradaydı..
Sen gittin, o kaldı..

PS: 14 şubattan kalma bir yazı..
 
posted by Gökçe at 10:03 AM | Permalink | 0 comments
Kimsesiz yalanlar..
Çok sevdiğiniz arkadaşınız senelerdir beraber olduğu sevgilisinden ayrılmıştır ve size de işin "al mektuplarını ver yüzüğümü" kısmında aracı kurum rolü düşmüştür.. Gelir, yüzünde restorasyondan geçmiş bir harabe ifadesiyle, "emanet"i teslim eder; bir defter, bir puro kutusu, bir koca torba dolusu cd ve kasettir ilişkiden arta kalanlar..
Sırtını sıvazlarsınız, fazla durmak istemez zaten, bir an önce eskiyi hatırlatan her şeyi orda bırakıp kaçmak için gelmiştir.. Gittikten sonra önce kasetlere cd'lere bakarsınız, rip edebileceğimiz cd, çekebileceğimiz kaset var mıdır acaba? Sonra deftere bir göz atarsınız, şarkı sözleri, akorlar.. Puro kutusu ise en sona kalandır, aslında özel hayata saygı bağlamında açılmaması gerekendir, ama merakınızı yenemezsiniz.. Kızın kokusu sinmiştir kutuya, erkeğin kutuyu açtığı ilk an sırf bu koku yüzünden bile kötü hissedeceği kesindir.. Beraber çektirilmiş fotoğraflar, mektuplar, ufaklık fotoğrafları, piller, kalemler, kalem uçları, beraber gidilen yerlerin işaretlendiği ve kenarlarına notlar düşülmüş bir Türkiye haritası.. Bir de kağıt görülür, içinde bir şeyin sarılı olduğu belli olmaktadır, açarsınız yavaş yavaş, içinden kalp şeklinde bir kesme şeker çıkar, gözleriniz dolar, bütün bir ilişki o kağıda sarılı durmaktadır sanki puro kutusunun içinde..

"Bu mudur şimdi, koca bir ilişkiyi sığdırabilmiş mi bu hatun bu kutuya?" diye düşünmekten kendinizi alamazsınız ama size nedir aslında, cdlerde de bir numara yoktur zaten..

Telefonu kaldırır sevgilinizi ararsınız..
-Aşkım bir haritamız olsun, beraber gittiğimiz ve gitmek istediğimiz her yeri işaretleyelim..

So silent I when Love was by he yawned, and turned away; but sorrow clings to my apron-strings, I have so much to say..

PS: Gecenin ortasında o anlamsız kalabalıkta biri nefes alır 'Sen' kokarsın.. Kokun geceye karışır.. Sen gidişe.. Tıpkı geldiğin gibi karışırsın geceye.. Güneş demir atar geceye.. Gece çözülür gidişe..
 
posted by Gökçe at 9:50 AM | Permalink | 0 comments
"An" Gelir, gider..
Bir şeyler yazmak isteyip de yazamıyorum, tıpkı seni görünce bakamadığım, konuşamadığım gibi.. Senin için yazmak da zor, seni düşünmek de.. Aklıma geldiğin her dakika saçma sapan işler peşinde buluyorum kendimi.. Sanırım bastırıyorum içindeki sen isteğini..
Sorulacak sorularımız var ama cevapları yok.. Bu yüzden neredesin diyemiyorum; ben buradayım, bekliyorum.. Paylaşacak bir sürü şeyim var ama senden karşılığını beklemiyorum..
Nazım, gibi bende "Herkes kendinden sorumludur aşkta" diyorum..

Gitmek mi zor, kalmak mı? Benim cevabım hala aynı.. Ama daha acısı hiçbir zaman sana hissettiğim şeyleri söyleyemeyecek, duyma fırsatı vermeyecek olmam.. Peki bunu niye söyledim? Birden hiç benim olmayan birisini kaybetme korkusu geldi.. İronik tabi..

Kendim kadar özledim seni..

Blogu silmeye cesaret edene kadar umarım okursun bunu.. Bu bir itiraftır.. Bu blog bir ithaftır..


PS: Kapıların ardında korkularımız, kapıların ardında korkulandı.. Sokakları zamanlarca bu legallikte adımladık.. Ve biz niye böyle korkulan, niye böyle giydirilen, niye böyle soyunandık 'anlamadık'..

Tuttuk birbirimizin ellerinden.. Kapıyı açarken, kendimizi kapadık..
 
posted by Gökçe at 9:13 AM | Permalink | 0 comments
:yesiletuttumkurallarbenden:
Koştum anneme vardım, yattık koyun koyuna..

Annem dedi ki; "HER ERKEK BİRAZ ALDATIR KIZIM"
Hassiktr, dedim.. Dedim; yok mudur oluru?
"yoktur" dedi..
Tamam, dedim..
Olray, şi sed..

Yalnız olmayı sevmek ne demek mesela?
Hadi şip diye cevap versem..
Neyin yalnızlığı?

South Park'ın bi bölümünde 5 yaşındaki bi çocuk kanserden ölüyor, diyor ki "there's no hope, there's no hope for me"
Yeliz neden büyümeden öldü mesela?
Neden?
Böyle şeyleri sorgulama dedi annem..
Her an her yerde sanki O, beni izliyormuş gibi yaşamak neden?
Paranoyakça değil.. Salak bi hisle..
O kim ki, değil mi? O diye bi adam var, türkçe derslerinin maaşlı kişisi, hem de üç kişiler.. Sen-ben-o

Mesela kendimizi en yalnız hissettiğimiz an, gerçekte neyi hissetmediğimiz için yalnız hissediyoruz? Her zaman olan da, o an olmayan şey ne?
Annem dedi ki; "sen yokken kendimi çok yalnız hissediyorum"
Budur belki de cevap..
Biz bizde değilken yalnızızdır belki de aslında.. Kalbimiz bi başka yerdeki biri için; onunla, orada attığı için..

En sevdiğim rengi bilmiyorum..
En sevdiğim kokuyu, en sevdiğim şarkıyı, en sevdiğim yeri, en sevdiğim X'i..
Atarım belki en sevdiğim renk beyaz derim, en sevdiğim yemek yayla çorbası, en sevdiğim yer deniz kenarı derim.. Ne kadar doğrudur?

Güçlüyüm ama değil taklidi yapıyorum, anne..
Yer mi?

PS: Annem dua etsin, ben artık aşık olmak istemiyorum..
 
posted by Gökçe at 11:01 AM | Permalink | 0 comments
Anla Diye
Kelimelerle aramı açtım.. Her birini harflerinden tutup tutup etrafa savurdum.. Sesim yankı yaptı.. Sustum.. Şimdi sessizlik.. Şimdi, güzel..

Şimdi boğazına yapışıp kalan düğüm, nefes aldığın anları daha iyi anlamanı sağlamıyor ya da nefes aldığın anlar boğazının düğümlenmesine engel olmuyor.. Zaman hızla akıp giderken yaran çabuk kapanmıyor, kabuk tutsa da kanıyor.. Gidişler yeni başlangıçlara yol açmıyor bazen, olduğun yerde kalmanı sağlıyor.. Gözyaşın duygularının dışa vurumunu yansıtsa da duyguların bazen insan olmana yetmiyor.. Yaşamın temel süreçlerinden geçerken, her insanın yaşadığı gibi bir gelişimsel dönem olduğunun farkında olmak kimi zaman seni hala yaşamaya değer kılarken; kimi zaman da artık bu bir avuntu olmuyor..

Sandığından fazlasıydım, sandığından başkası; sandığımdan azdın, sandığımdan daha da yok..

PS: Bu halde, sürecin bir parçası.. Değişir; ama hızlı ama yavaş..
 
posted by Gökçe at 10:28 AM | Permalink | 0 comments
Ordaydım..
Uçurtmamın ismi huzursuzluk.. Ellerim erken doğan bir çocuğun, anne karnında kesilmiş parmakları gibi.. Önümde Tanrı'dan bir boy küçük gökyüzü, avucumda dikiş izi ve sıkıca tuttuğum uçurtmanın ipi, içimden geçen rüzgar, yağmur sonrası çocukluğunu yitirmiş ıslak toprak.. Rüzgar nefesini tutmuş, belli ki yeterince üzülmüş.. Üzmüşler ki, o da benim gibi insanların içinden süzülüp karanlıkta sobelemeyecek kadar acizleşmiş, ağlıyor birkaç gürültü sonra..
Kimse bağlamıyor uçurtmamın iplerini.. Dua için avuç açamayan, on yedi yaşında kızlığını göklere çıkaran, bir tokat, bir bıçak ve bir aşkla hayata damgasını vuran bir adam..
Ben hangi rüzgarı seviyorum??
Uçurtma yeterince huzursuz..

Gözlerim açılmadan iki yıl önce bugün uçurtmamı senin mezarının üzerine koydum.. Ne de olsa senin yükseklik uçurtmanın da alçaklık korkusu vardı..

PS: Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur..
 
posted by Gökçe at 10:06 AM | Permalink | 0 comments
Where ae u??
Bazen eski bir telaşla avunmak kalıyor bize.. Dondurduğumuz yaşımızın zincirdeki halkalarını bulmak için.. Bir gün pencereyi açıp gerçekten sokağa baktığınızda yaşınızı şaşırıp beyninizin kıvrımlarındaki eski bir telaşa aranmak kalıyor.. Şimdi ben ananemin kandile hazırlık için yağda "cızlattığı" pişi hamurunun kokusuna aranıyorum..

Ben ayrılığı sevdim, o beni.. Sevda şımarığıydım belki, belki yalnızlığın kaptanı.. Hatalarımın bilincine vardığımda bile kahrolası bir gururun pençesinde gizlendim.. Kanayan yanlarımı gizlemekte ustaydım.. Özür dilemekte acemi..

Şimdi sen benden çok uzakta karanlık bir odada çığlıkların boğazına dizili boğulurken, ben tek bebeği elinden alınmış küçük bir kız çocuğu.. Düşlerinde kaybol eski sevgili!
Yarın olmasın..

PS: Sen her zaman kaderin ivedi düşüncelerinde yeşereceksin, biliyorum; biliyorum ve bana susmaktan başka bir seçenek kalmıyor..
 
posted by Gökçe at 10:13 AM | Permalink | 0 comments
Şehir!..Yeşil?.. Özgürlük?
Ben seni dinlemedim, sen beni anlamadın..
Cevapsız soruların; boynumda kolların, al senin olsun..
Sen beni yenemedin çünkü ben seninle oynamadım!

Seni tanıdığım gün için özür dilerim.. Kalbimin o tarifi imkansız duygularının sana itirafı için de özür dilerim.. Sana seni seviyorum dediğim için de özür dilerim.. Dürüst olup yalan söylemediğim için de özür dilerim.. Sana inanıp güvendiğim içinde özür dilerim..

PS: İnsanı sevmekle başlıyordu her şey ve boşanmak için en az 2 şahit gerekiyordu..
 
posted by Gökçe at 9:15 AM | Permalink | 0 comments
Cevapsız Soru(N)larım..
9 yaşından 13 yaşına kadar vardiyalı yalnız olarak hayatımda bir kez ölmeyi çok içten diledim, sevgi gösterilen her çocuğu kıskanma gibi bir huyum yoktu fakat mutluluğu bilmek isterdim.. Kuzenim salıncakta sallandığında ben sıra bekliyordum;
-Kendimi öldürsem mi? dedim içimden..
İlk intihar kararım buydu; kendimce haklı gerekçelerim vardı..
İkinci kez bu şehirde.. Meryem Ana'nın dediği gibi "Gözlerin açık ağlayabilir misin?" işte ben ağlayabilirim.. Bu şehirde ikinci kez ağladım..
Hayatımda beni ezen ve yok eden birey var.. O bir birey, fakat ben bir yabancı..

Yabancılaşmayı bilmek gerekir ve yabancılaşma gerçektir.. Ötenazi hakkı, acım o kadar bayat ki anlatamıyorum.. Her insanın yapabileceği sınır vardır, sınırını aştığında diğer birine ihtiyaç duyar..

Saygılar..

PS: Rüyalar gerçekse, gerçek ne?
 
posted by Gökçe at 8:55 AM | Permalink | 0 comments
Parça Aynı+(=?F)
Gecenin bir saati şimdi.. Sırtüstü uzanmışım yatağıma.. Tavanıma yüklediğim anlamlar ile kaldığım bu eşsiz saatlerde beynimdeki başka biri, kalbimdeki başka.. Gözlerimi kırpmadan bakıyorum şimdi iki küçük nokta beliriyor tavanımda.. Gülümsüyorum ve yumuyorum gözlerimi.. Hiç değilse bu gece olmasın diyorum.. Yumup açıyorum bu sefer iki çizgi selamlıyor beni.. İkiyi sevmiyorum ben hiç! Kabul etmek istemediğim ne varsa hep ikide gizli sanki..

Sağıma dönüyorum battaniyemi avuçluyorum.. Yatağım acıyor bana.. Farkındayım.. Sola dönüyorum.. Bu gece duvarım bile sıcak, acıyor o da bana.. En çok bana acıyan ise benim aslında..
Elim telefona gidiyor ve geri dönüyor.. Yüzüstü yatıp başlıyorum..

Yastığım ıslak şimdi, bense çıkmazda..

PS: Bu kadar yeter.. Gökçe
 
posted by Gökçe at 9:28 PM | Permalink | 0 comments
Tutkuyla sevmek..
Mood: Isolated
Listening to: Alicia Keys - Fallin


Kiminle olduğu önemli değil.. Önemli olan bedenle mi ruhula mı sevişildiği..
İnsan birini düşlerken başkasına dokunabilirse ne önemi var aşkın, sevginin? Duvarlar ördüm ben her gelene; senin dışındaki hiçbir beden, senin izini taşıyan vadilere giremezken sen nasıl başkasıyla...
Ağlatıyor insanlar.. Sadık kalamadıkları her an içindeki güveni söküp alıyorlar.. Ateşten zehirlerini salıyorlar düşlerinize ve çekip gidiyorlar.. Yıllanmış bir şarap daha açılıyor ardından, yıllanıyor acılar dudaklarınızda, bir gece daha böyle bitiyor..

Şimdi bulmaya çalışıyordum kaybettiklerimi.. Ararken sessizdim.. Söylemek istediklerim birikiyordu, her şey doluydu içimde.. Bulmaya çalışıyordum; en çok da kendimi.. Her ağladığımda artık boğuluyordum gözyaşlarımda.. Atlamak istiyordum en yüksek yerden -en kötüsü de ümidim kalmamıştı artık- ya da en yükseğe çıkıp orda kalmak..

Her masalın mutlu sona ulaşabilmesi için, kötülüğün savaşla yenilmesi gerektiğini söyledim ve sen gittin..

PS: Son bir kez daha bakıyorum telefonuma, belki senden bir haber daha gelir diye.. Sonra sonsuza dek kapanıyor..
MUTLU OL
 
posted by Gökçe at 8:25 AM | Permalink | 0 comments
Kaybeden Satırlarım..
Mood: Tired
Listening to: Christina Aguilera - Hurt

Tüm acımasızlığıyla saldıran hayatın içinde bir gün bitiyor yine.. Bu hayat fırtanasının içinde son kez bir yere savrulmuştu herkes ve savrulduğumuz yerler hiç aynı olmamıştı.. Savrulduğum yerde sensizliğin farkına varıp köşemde ağlıyorum.. Sensizliğin bitmediği bunca aydan arta kalan bu yazıda son satırlar kaybedenden..

PS: Burada kanat çırpan kelebek, diğer yanda fırtına çıkarabiliyorsa buna sadece tesadüf diyebilirmiyiz..

:spotlight-left::trash::ost2life::tp::mangapunksai::donut::sheepish::hungry::weed::sleep::butterflytwo::shamrock::ambulance::skull::tombstone::house::spotlight-right::film:

 
posted by Gökçe at 11:07 AM | Permalink | 0 comments
B'aşka bir gün..
Mood: Excited
Listening to: Slumdog millionaire soundtracks..


Soranlar vardı; düzeldim, iyiyim, aldatılmışlığın verdiği ehemmiyetten olsa gerek 1-0 başlıyorum her yeni güne.. Mecık of piygmalyon.. Bunun ne olduğunu unutmazsam keşlerle ilgili bi postta anlatıcam yakın bir tarihte..
"This summer, one man, save the world, coming soon"
Eve Dönüş..

:rudolph:21 tane ojem varmış, dün saydım.. Artacağına dair sonsuz bir inancım var.. Bence bu çok gereksiz bi şey.. Saçlarımın da dalgalı halinin bana daha çok yakıştığını biliyorum ama onun için hiçbir çaba sarf etmediğimden o hali bana çok bakımsız geliyor, işin aslı..(Aslı, naber?) Yani böyle 1 saat ayna karşısında düz olsun, kafama yapışsın diye uğraşıyorum ya sebepsiz, o daha iyi hissettiriyor, evet.. Kendimi Esef’le kınıyorum..

-O diil de Esef’le Aslı evlenmeli..
Hep böyle salak saçma şeylerden bahsedesim var.. Lüzumsuzluk derecesi arttıkça ben daha bi mutlu oluyorum sanki..


:yakuza:Küçükken gothic kızlara özeniyordum alakasız.. Böyle simsiyah saçlar upuzun, koyu siyah göz makyajı, kırmızı ruj, bembeyaz bir ten.. - hee, Yeliz’le metal dinlediğimiz ve kuru kafa olan her şeye ilgi duyduğumuz dönem yine - Altına siyah mini elbise, altı fırfırlı, ya da kabarık, her neyse.. Ayak tabanına dozer monte edildiğine inandığım uzun çizmeler sonra.. Annem ve babamın da haz etmediği şeylerdi bunlar.. Bazen büyümeye başladığıma şükrediyorum.. Allah’ım aklıma mukayet ol..


Geçen gece Can’la msn de yazışırken aklıma gelen şarkı:
:sing:“kabul, kabul, hiç zora gelemem desen, kabul; emrine esirim ol desen, kabul, koy beni kölen yerine.. ”

Sonra bi durdum..
Nerden çıktı bu lem? Hayır, en son ne zaman dinledim.. Kim söylüyo? Alişan? Kaç yılı? Nerden duydum? Hadi duydum diyelim, nasıl ezberlemişim? Ve yakınlarda da duymadığıma göre nerden hatırladım, ve neden? Milyonlarca şarkı hazinesi içinde neden ille de bu şarkı.. Bilinçaltı ne kadar tehlikeli.. :ohmygod: Belki Can “kabul etmek” fiilini gerektiren bi şey söyledi o anda, ve benim sözcük dağarcığımda bu konuyla ilgili mevcut olan tek şey buydu, ve çıktı uygun şemada.. -linguistic açıdan ele alalım, evet- Ama bu çok acı, o zaman.. Tamam metalci genç eşiğini atlayalı çok oldu ama sibel can, ebru gündeş eşiğine gelmiş olamam, di mi? Dilek? Bana bi şi sööle, sesine talibim.. :fear:
Ve Can, üzülerek öpüyorum seni, şarkı Alişan'ın bile dilmiş, bildiğin Emrah şarkısıymış..
-Sponsored by Google.-
Ben bari gidip biraz ağlayıp geliyim.. Hak ettim.. Ahauahauah..

Bepanthen krem hücre yeniliormuş.. Üstelik 3, 50 ytl.. Bu çok tatlı bi şey.. Hadi hadi elleri göreyim..
Ama davranış bilimleri gibi aptal bir ders için istedikleri sözlüğe bastırdığım 43 ytl, bana dokundu.. Onu çok sevmeye karar verdim.. Benden başka kimsesi olmayışı beni üzüyor..:sadangel: Fjkghshjıktjsho..

Akşam da mutfakta makarna yapacaktım.. İnga'nın yeni aldığı uzun boru şeklinde makarna var, bi de eski çubuk makarna (spagetti) İnga ve benim aldığım.. Ben farklı şekillerdeki makarnaların tatlarının da farklı olduğu inancına sahip bir insan olaraktan kararsız kaldım.. Sonuç, minik bir tencerede 2 alakssız türün karışımı.. Apaçi makarnası, evet evet.. Süzgeçten geçirken yanımda bulaşık yıkayan kızdan utandım sonra, evet.. Hakkımda yanlış izlenim sahibi olsun istemezdim.. Ben bu diilim anlıor musun.. Şişşş bana bak, bu diilim diorum sana, diilim diilimmmmm.. Git burdan.. :ninja: Jbhısrjhoskhokr..

Çaydanlık gibi, üstü kapalı, suyu sıcak, üstüne döktüm ama ben yandım.. "Sen dizime yattın, ben sana bi hikaye anlattım ve sen büyüdün" çağancım olmuyo olmuyo.. (bu paragraf hiçbir şey anlatmıyor)

Olmak istediğim yer Trabzon, geç kalınmışlıklara direnen bir adam var şimdi orda.. Gelicem, tamam.. Peki sen orda mısın??

PS: I'm fashionably sensitive, but too cool to care.. Yıllardır görmediğim, hayır hayır hiç tanışmadığım sevgilimle tanıştım.. Yasemin'in penceresi..
 
posted by Gökçe at 10:27 AM | Permalink | 2 comments
Be my secret!'^%&/=(
Mood: Mood: Hopeless ~ Sadness
Listening to: Alanis Morrisette - Thank you

Bir adama deli gibi aşıktım, başka bir adamı ölesiye sevdim.. Ve şimdi sevilmekle yetindim..

"Seni hala seviyorum, sana ait hala bu ruh, bu beden, ben.. Uzun günler geçti üstünden, ve ayları tamamladık ayrılığın adı koyulalı.. Ben hala anlayamadığım bir bağla zincirlenmiş durumdayım sana.. Başka ateşlere düşmeyi, başka ruhları sevmeyi istiyorum kendi canımı acıtırcasına.. Klişelerle, bir kere ölmek belki de bin seferkinin yerine.. Silip atabilmek için hayatımdan seni, dönülmez yollara sapmak bazen.. Sayısız denemeler sonunda, bende kalan yine sen, hep sen.."

Kimse ruhuma senin dokunduğun gibi dokunmuyor.. Yabancı kollarda uyuyamadığım, bölük pörçük rüyalarımda bile savaşamadığımsın.. Hesapsızlığım, oyunsuzluğum, sorgusuzluğumsun.. Sahiplenilmemiş aidiyetim, köreltilmiş ümitlerim.. Emek emek onardığın enkazım, kendimliğim, çocukluğum, kadınlığım, bir içten gülüşüm, yaşlara karışan kahkahamsın; içimdeki en büyük karmaşamsın.. Uzaklarda bir gün batımında, gözgöze gözyaşlarımızı paylaştığımsın.. Kaçışlarımın failisin, hiçbirinde özgür bırakmayan ve zamansızlığımsın; şimdiki zamandan -di li geçmişlere çentikleyemediğim, gelecek zamana fiili çekemediğim.. Sevmediğim terazilere mahkum kılansın, çöreklenip bir kefesine yüreğimi zincirleyen.. Bir yapboz oyunusun sen, son parçası kalmışken tekrar binbir parçaya dağılan; beni oyundan ayrı koymadan.. Sen bunca kararlılığımda artık çarpıklaşmış bir soru işaretiyken ben, allah kahretsin kiminle sevişsem hep seni aldatıyorum..

PS: Düşünceden düşe, düşten gerçeğe bir yol bulabilsem; mucize olur bu!
 
posted by Gökçe at 9:23 AM | Permalink | 0 comments
Anjeliq, anjelwelik..
Mood: Distracted
Listening to: Nev - Zor


Geçen gün hep eski yaşanılan şeyleri düşündüm, biraz da zamanı gördüm.. Üç beş aynaya baktım uzun uzun.. Uzun uzun üzüldüm.. Bilmediğim yolları sevmedim ki ben.. Tanınmadık gözleri, karanlık yüzleri.. Birini tanımanın zamanla ilintili olmadığını öğrenmiştim.. Düzen ve güvenin güzel şeyler olduğunu da..
Bir yağmur yağsa akıp giderim belki..


Yüz metre karelik bir yalnızlıkta, tek başıma, mutlu olduğumu düşünmek belki gelecekte.. Ümit etmek hala, inanmak.. “zaman kırıntıları”ndan hüzün yerine, sevinci depolamak..
Acıyı tanıyorum her gün yeniden, çünkü insan daha çok buluşuyor acısıyla; ve sanki uzundu saçlarım, sizin için kestim..


zor bir daha , daha da güvenmek..
bana düşen kabullenmek, zor da olsa dönüp gitmek
birgün gelir de bir an, çokça zamanlardan sonra..
geri dönüp baktığında bilmem anlar mısın
o senin bir anının benim ömrüm olduğunu..
ne çok sevildiğini.. artık çok geç olduğunu..


PS: Bir :heart: bırakıp gidiyorum bu kısmı için..
 
posted by Gökçe at 7:43 AM | Permalink | 0 comments
Tutarsız(lığ)ım
Mood: Tearful
Listening to: Altmosfer - Kırılgan melek

Ne kadar zaman geçmiş olursa olsun ki bu daha başlangıç biliyorum, hep kalbimdesin de diyemem; çünkü denizde ilk adımını attığın yer kadar derin olabilir bu en fazla ama oysa ne sular var, denizler altında yirmi bin fersah var.. Duygusallığımı seninle gömdüm ben, sana bunları yazdım belki okursun diye, sevgi türevi hislerden öte şeyler yaptırdı bunu.. Ruh göçü-p başka bir yerde yaşamaya devam etmiyorsa da bunu hissetmeni istersem bana “hayalci” derler mi sence?
Çok özledim seni..

Evin en boş, kırgın halinden sonra; sıkışmışlığıma, yalnızlığıma alıştım.. Onların dostları vardı, ben hep aşksızdım.. En çok neyin boşluğunu taşıdıysam içimde; en çok da ondan kaçtım.. Ruhumun en hasta, en kayıp duruşundan sonra, renksiz bi cennette kalakaldım.. Onların kanatları vardı, bense tamamen çıplaktım.. En çok kimi arayıp bulamadıysam tam da ordaydı; dokunmaya korktum ve kaçtım..

Change your heart
Look around you
Change your heart
It will astound you

I need your lovin'
Like the sunshine

Everybody's gotta learn sometime
Everybody's gotta learn sometime

PS: Seni battaniyesini özleyen bi çocuk gibi özleyeceğim.. Ve ben uzun bi süre susuyorum..
 
posted by Gökçe at 6:05 PM | Permalink | 2 comments
Romeo ve Leyla ♥
Mood: Anguish
Listening to: Yasmin Levy - Nací en Alamo in La Judería

21:14.. Madeleine Peyroux dinliyorum.. Between the Bars çalıyor..

21:06.. Saçlarım ıslak, oda soğuk.. Yine.. Alttaki Arap kadın, kocası iyileşince kaloriferleri kapattı sanırım.. Ben de bu saçmasapan kış zamanı donan k.çımla başbaşa kaldım..
Son bisküvimi yiyorum.. Yemek hazırlamaya cesaretim yok; yorgunum, isteksizim, mutsuzum.. Bunların yemek pişirmeyle ne alakası var ama hem açlıktan kıvranıyorum hem de hiçbir şey yapmak istemiyorum şu aralar.. Günün yarısı uyuyarak geçiyor artık.. No more happy days, just plain boredom and sulkiness..

21:08.. Düşünüyorum.. Düşünecek o kadar çok insan, zaman, olay var ki artık kafamdaki sıralamayı kaçırdım.. Başını hatırlayamıyorum, sonu nerede hiçbir fikrim yok.. Eskişehir.. Her şey daha mı iyi, daha mı kötü..
Yeliz'i özledim.. Çok keyifliydi zaman geçip giderken.. Önümden geçen zaman ya da geçer gibi yapan.. Keyif aldığım her şey şu ara kısa sürüyor.. Eski gölgeler çıkıp geliyor, yeniler gölge oluyor.. Sürekli bir devinim ve ben insanların benden ne beklediğini ya da benim insanlardan hatta kendimden ne beklediğimi bilmiyorum, bilmekte istemiyorum açıkçası.. Her yerde isimler; aklımda, içimde, kulağımda, gözümde, saçımda.. Herkesin yapıştırdığı bir bulut var yüzümde, silmekte istemiyorum, görmekte..
Kendi boşluğumda dönüyorum.. Like a dog who chases her own tail.. Zamanımı kendimi öldürerek geçiriyorum.. Sürekli diriliyorum, ölüyorum ve diriliyorum.. Artık o kadar sade ve rutin bir hal aldı ki nefes almak, havanın tadı kalmadı..

21:13.. Düşünceler bulutlarla karışık.. Foggy inside, rainy outside..

23:09.. Loneliness is the only truth one adopts in this bleak life.. My mind is all numb and dumb and blurry.. All this melancholy and sorrow I have before and after me.. I lay silent once again.. Thinking.. Thinking.. Forgetting..

PS: Artık tüm noktaların cümle başında hükmü var bize..
 
posted by Gökçe at 6:35 PM | Permalink | 0 comments
Yok olmaya..
Mood: High
Listening to: Ahme Kaya - Arka mahalle


Bazıları siz farkına bile varmadan girer hayatınıza.. Dilerim hepsi de hoşgelmiş'dirler.. Yanyana iken kurduğunuz 'sen yokken..' ile başlayan cümleleriniz hep olumlu sonlara gebeyse dilerim hep orada da kalırlar, yani yokluklarında boşluğa sebep oldukları yüreklerinizde!
Dilerim hiç gitmezler hayatınızdan..
Dilerim nerdesin sorusunu hiç sormazsınız, giderken size veda etmediklerinde..

Her gelen, kim olduğunu bile anlatmadan çekip gitti.. Giriyor ve siz çıktığında farkediyorsunuz.. Ölürken küçük bir ah çekiyor, sonra size bıraktığı 5 tane efes, bir paket sigara ile onu anımsıyorsunuz tüm gece..
Başıma neler geldi sana diyemedim.. Beni kaç kere dövdüler, adını söylemedim..
Alıntıdır, hayattan..


PS: Tam bana göre; harfleri, teslimiyetçi rakamlara tercih etmek ve savaş başladığında aşk ile aşktan kaçmak, keza..
 
posted by Gökçe at 10:00 AM | Permalink | 0 comments
Gece soğuk
Mood: Content
Listening to: Beck - Everybody's gotta learn sometime

Sevmiyorum demek için çırpındı yüreğim gözyaşlarım seni seviyorumlara ağladı.. Sonsuzluğun sonunu gördüm, sonsuzluğa inancım yok oldu.. Adına aşk koyduğum tüm güllerin boynu bükük, aşka çekilen tüm fotoğraflar ucu sararmış kaldı.. Dolunaylar aydınlattı kalbimin bir yarısını diğer yarısı hep karanlık ve karanlıkta yok oldu tüm inandıklarım.. Aydınlatmak istercesine yüreğimi, sarıldım oyuncak ayıma.. Bir çocuk düştü gözbebeklerimden.. Gözyaşım oldu çocuğum boğuldu..

Şimdi sor yüreğime "sevgi var mı?".. Sana "var "der gözlerim, yüreğim susar.. Yüreğim "var" der gözlerim boş bakar..
Gitmekse niyetin anlamaya çalışma beni.. Aşk bir oyunmuş, ben ısrarla "var" derken öğrettiler.. Her oyun gibi en az iki oyuncu gerekir dediler.. Her oyun gibi bir sonu varmış ve oyun bittiğinde oyuncular da bitermiş, bittiğinde söylediler..


Şimdi kal! Ama adı "aşk" olmasın.. Bir gün biteceğiz; ya bende ya sende..

PS: Gece ansızın eski sevgilinin akla gelmesi.. Uykuyu kaçırmak.. Lanet ede ede uyuyamamak.. Derdini anlatamamak.. Geceye bile.. Ona bile.. Gerçeği bile bile..
 
posted by Gökçe at 8:37 AM | Permalink | 0 comments
Acı Tavırlar Sirkülasyonu ♥
Mood: Sentimental
Listening to: Connie Talbot - Favorite Things


Sen!
Düşümdeki günahkar gölge!
Katliamının son kurbanı tenim; karanlığının soğuğunda kasılıyor..
Kanım kurumuş tırnaklarımda..
Sinsice etimden sızan, sessiz bir ayin gibi ölümüm..
Göğsüme sapladığın acıyla, ruhundaki mezara gömülüyorum..
Ölümsüzlüğüne teslim ediyorum bedenimi..
Kadim bir sancıyla kıvranan cesedimin özgürlüğü için!

PS: Yine düştün ve ben.. Yine.. Yeniden.. Seninleyim.. Sendeyim..
 
posted by Gökçe at 3:04 PM | Permalink | 0 comments
ParÇa TeSirLi MelOdRam.. ♫
Mood: Adoration
Listening to: Katy Perry - I Kissed A Girl

Yazmaya ar ettiğim konuşmalar geçiyor içimden.. İnsanın hayatında öyle bir ''an'' var ki, karar vermeden hemen önceki o hareketsiz birkaç saniyeden bahsediyorum.. Acaba güneş doğmadan hemen önce böyle bir an yaşadığı için mi gökyüzünü şahane renklere boyuyor, ya da batarken ertesi gün doğacağının farkında mı ki yine aynı güzellikte batıyor..
Yaprak hayatında bir kez uçma şansı yakaladığı için mi ağır ağır, süzüle süzüle düşüyor toprağa; peki ya ağaçlar ne zaman uçmayı düşleyip böyle bir çözüm buldular, acaba sonbahar onların durup düşündükleri o ''an''a mı denk geliyor..
Su, yeryüzündeki tüm canlıların annesi olmaya karar vermeden hemen önce onu bu kadar öfkelendireceğimizi biliyor muydu, ya da bardağa dolup kahveyle içileceğini.. Biliyordu kesin, anneler her şeyi bilir..
Mesela iki sevgili öpüşmeden hemen önce birbirinin gözlerinin içine bakar, eşsiz ve kaçınılmaz bir duraksama bu.. Yine de insanın hayatındaki tüm kararların, o duraksama anının süzgecinden geçmesi mümkün değil galiba..

Hey yalnızlık, sus ve ilerle, kanatmaya başlamışken yaralarımı onarmaya kalkmadan sus ve ilerle.. Peşine düşen o ahmak benim.. Meraklı bir avutmaca yazgımın ön koşulu olmalı.. İhtiyacım olanın ne olduğunu biliyor musun yalnızlık!? Seni incitmeden, kalbime konan kelebeğin masum kanat izlerini yok etmemek..

Yarınlar o kadar hızlı gelirki ellerinden kayıp düşmesini engelleyemezsin, gözyaşı eklenmeyen hiçbir satırın ruhu yoktur.. Bunun var mı? Nerden çıktı şimdi bu?

PS: Nokta cümleyi bitiren değil, kalemi susturanmış..
:shamrock::earth::orange::lemon::damphyr::star::kitty::toast::gun::house::trout::kiss::bomb::weed::music::absolut::email::coffeecup::gummybear::camera::couch::teddy::sushi::tux:
 
posted by Gökçe at 2:31 PM | Permalink | 0 comments
θελω να σε δω!!
Mood: Shitty
Listening to: Brahms - Symphony No 3, third movement


Ya geç kaldık gün doğumuna, ya da erken gittik batışına.. Beklemeye niyeti olmayan düşlerle yürüdük sokaklarda terkedilmiş anların karanlığına.. Sende bir ben'sizlik var şimdilerde o da geçer zamanla..
Kelimelerin kafası dumanlı bu gece.. Cümleler her zamankinden daha devrik, zaman aşımının etkisinden uzağa hapis gerçek.. Kafatasının içini kemiren solucanlara, milyon tane kafayla dikleniyor ve onları tek tek eziyor ayak darbeleriyle..

Seni sevmek direnmekti.. Güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için inanmaktan çoktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandan beri kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti.. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti..
Seni sevmek, o yitirdiğin aşk şarkısı adına sana umut vermekti.. Seni sevmek bensiz akıp giden hayatına bir yabancı ot gibi uzaktan bakmak oldu..

Kimseye veremedim yüreğimi.. Ne zaman baksalar içime kendilerinin değil, senin yüzünün aksini gördüler hep.. Sandığın gibi cesaretimden değil, korkumdan başarıyorum onca şeyi.. Korktuğum için haykırıyorum, korktuğum için tanrıların elindeki ateşi çalmak istiyorum..
Seni, bir başkasıyla yakalamak istediğin mutluluğa engel olmayı istemeyecek kadar çok sevdim.. Bir başka aşka tutanarak ıssızlığından sıyrılabileceksen eğer; kalbinde derin bir suçluluk duygusu, pişmanlık ve acıdan başka bir şey yaratabilmekten, yalnızlığına ilaç olabilmekten aciz bir adım öteye gidemeyen şu deli sevdamın ağırlığını üzerinden alıp gidebileceğimi söylebilseydim.... Aşkımı ''bir eflatun ölüme'' sarıp gidebileceğimi....
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir, her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü.. Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa.. Bitse bu sessizlik..

PS: Yıldızsız, ışıksız göğüm ve zifiri karanlık.. Kaçsam, gitsem..
 
posted by Gökçe at 12:43 PM | Permalink | 0 comments
Sahibinden Fısıltılar
Dön sağa, dön sola.. Uyku gitmiş, onun dışında her şey gelmiş.. Bir sinekten farkım yok şu örümcek ağı yatakta.. Renksizim.. Çoktan ölmüş olmam gerekiyordu.. Sorunlar vardı hani hep.. Düzeltemedim ya da değiştiremedim, onun yerine sustum ve sessizce izledim.. Artık yerine diyebileceğim tek şey ise; yarının bugünden daha iyi bir gün olması..

Elini uzattığında her şeye kolayca ulaştım sanma, kolay değil ki.. Arkamı dönsem bitti sanma belki gitmem.. Bırak akışına..

İçime bir şey çöreklenmiş.. Ellerim ağzımda, uykumda kabus.. Karartmalı bir şey.. Odamda ışık yansa da içimde yeterince ışık yanmıyor.. Gelecek beni tedirgin ediyor..
Ne akıl, ne yürek.. Sandığımdan güçlü ve sandığımdan güçsüzüm.. Çok aradayım.. Yağmur damlasının akıp gitmesi gibi beni üzen ve dağıtan şeylerin artık gitmesini istiyorum.. Sevdiğim işi yapmak, alırken bereketi paylaşmak, gülerek çocukça kahkaha atmak ve sevdiğim adamın busesinde kaybolmak istiyorum.. Buharlaşan şey sadece hayallerim..
Kaybettiklerimden sonrası çok zor..

PS: Can Yücel'in dediği gibi çok sevmessen çok acımazsın..
 
posted by Gökçe at 10:52 AM | Permalink | 0 comments
Çingene mehtabı..
Mood: Lazy..
Listening to: Travis - Good Day To Die..


Oğlum hayatta her konuda dengeli oluceksın.. Mesela "en güzel kalça benim kalçam" ya da "ne kalçalar var, bizimki yanlarında ne ki" diye düşünmek yerine "benim kalçam gayet güzel, ben memnunum ama memnun olmayanlar ve daha memnun olacakları bir kalça bulanlar için üzülmenin alemi yok hayatta" diye düşünmek daha mantıklı kanısındayım.. Anladın mı?

Bak aynı gün içinde hem sex and the city izler, dizideki psikolojine yakın bulduğun durumların etkisiyle, beynini sadece aslında varolmayan salak sorunların üstüne çalışmaya yoğunlaştırıp, hem de aynı akşam zeitgeist gibi, uzun süre üstüne paranoya yapmaktan kurtulamayacağın bir gerçeklikler dizgesini izlersen kafan karışır..
Demek ki napıceksın, öyle bile isteye beynini bulandırmiyceksın, dengeli oluceksın.. Ben maykılsam sen de ceksın jhdfhgkhjfkgjhsfk..
Aynısı müzik için de geçerli.. Örneğin önce melankolik bişey dinleyip ardından dipçis ipçis yaparsan bünye şaşırıyor.. Biz dün Murat Hocamla önce pubda Tanju Okan'dan öyle sarhoş olsam ki'yi dinledik; sonrada biravooya gidip kılap müziğinde dans ettik.. Naptık öyle.. Bak öbür günün gecesi oldu, hala üstümde bi mallık, bi sersemlik..


Kırıldığımda doğru olmayan bahaneler bulsam ya mesela.. Beni kaybetmek, hayatta başına gelecek en kötü olaydı, kendi problemi.. djkfghsdjhsfgjhsfjhsfkgsfkghkhsf..
Ne yaşadığımız önemli değil, önemli olan doğru kafayı yaşamak.. jdfghsdfjkghdfhjsdfjhkhskdfhjsfkgh..


Can'ıma dedim ki allaağmm bu kadar farkındalık istemiyorum.. djhkjhsfkhsdfghk.. Bak bak bak.. Bi bana bak ya.. Nasıl kendimi beğenmişim.. Allah bilmiş de yaratmış yani bi de 1.80 boyunda, 80 beden göğüsleri olan, bi abla olsaymışım ne düşünürmüşüm.. Arada bir topuklu ayakkabılarla 1.75 olma ihtimalimi sevdim küçükken.. Şimdi o ihtimalin, aslında her istediğimde gerçekleşebilen bir alternatif olduğu gerçeğiyle yaşıyorum.. 10 cm yukarda nefes almak.. Aman yerim kendimi yaa.. dfjıshjhskfjhkljgkhsflş..
Can, Adriana Lima kod adlı mankeni çok beğendiğini söylerken kadının kusursuz fiziğine 894572387 tane bok attım.. Ondan sonra da hatırlıyorum; tuvalete gittim, aynada belimdeki fazlalıkları görüp hay ağzıma sıçiym dedim.. Her sabah bilmem kaç tane mekik çekme hayalleri.. Çok yalan bi dünyam var..
Melis, çok güzel bi hatun için dedi ki; bazı insanlar, allahın sevgili kulu oluyo nassını satiym, biz de amdan düşmüşüz.. kahkahkahkahfjıgsdfgsdkfhsdhfklsfgs.. Kompleksini yediğmin karısı seni..

Düşünüyorum mesela bazen, bütün bu sanat manat işte efendime söyliğm, bilim di şuydu buydu savunduğum gerçekler ve bunlara dayandırdığım kariyer planlarım aslında tamamen daha çok alış-veriş yapabilmek için kendime söylediğim yalanlardan mı ibaret.. Hayır eğer öyleyse ben bi salağım.. Sanat dı bilim di ne zaman zengin etmiş adamı ayol! La havle dfjkgsdkgjsdkfjs..

Halit Refiğ, perşembe günleri yaptığımız edebiyat dersinde bazen diyor ki; adam, zengin olmaz.. Zengin, adam olmaz.. Güzel laf hakikaten bak, bilinç altında çok kapı açıyor insanın.. Ama düşünmeden edemedim yine de " ya O da kendini kandırıyorsa? "
PS: Aslında ben yoğum.. Hsssssskkkktrrrrrrr..
 
posted by Gökçe at 10:39 AM | Permalink | 0 comments